Hala küçük bir kız çocuğuyum. Pembe gözlüklerimin ardından izlediğim hayatın büyüsüne kapılıyor ve acılar içinde kıvranan insanların gözlerinden dökülen yaşlara şaşkınlıkla bakıyorum. Elinden tutmuş olduğum babama sormak istiyorum bazen. Neden ağlıyorlar? Niye bu kadar üzgünler?
Aynı sorular aynanın karşısındayken yeniden yankılanıyor zihnimde. Neden ağlıyorsun? Niye bu kadar üzgünsün? Zaman geçti, ben artık küçük bir kız çocuğu değilim. Lakin hayatın içinde yer alan bir birey olmama rağmen döngüyü anlamaktan çok uzaktayım. Çözemedim henüz… Çözemedim yaşamın nasıl bir şey olduğunu. Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum hala. Çünkü kavrayamadım insan benliğinin ne işe yaradığını. Benim burada neden olduğumu, kimliğimi, nasıl bir hamle yapmam gerektiğini bilmiyorum. Hala hiçbir şey bilmiyorum. Ve utanıyorum soru sormaktan. Küçük bir çocuk gibi babama koşup anlamadığım şeyleri sormaktan utanıyorum. Öyle bir boşluk ki cahillik… Bütün hücrelerini doldururken aynı zamanda büyük bir hiçliğe gömülüyorsun.
Son zamanlarda bu düşüncelerim ve bu düşüncelerin getirdiği his daha da yoğunlaştı. Çünkü hayatımdaki bütün mutsuzlukların cahilliğimden kaynaklandığını düşünmeye başladım. Ne yapmam gerektiğini bilmememden, nasıl düşünmem gerektiğini kavrayamıyor oluşumdan dolayı birtakım hatalar gerçekleştiriyorum ve boğuluyorum bu hataların içinde. Mutsuz oluyorum gittikçe.
Küçük bir örneğini ise daha yeni yaşadım. Yaklaşık bir ay önce en yakın arkadaşımın arkadaşı olan ve zamanında benim de bir birliktelik yaşadığım kişi ile görüştük. Hem eski sevgilim hem de arkadaşım sıfatına sahip olan bu kişiyle aramızda çeşitli problemler vardı. Ben yaşanılanlardan ötürü hem sinirliydim hem de var olan sorunları çözmek istiyordum. Dolayısıyla bu buluşma fikrine sıcak baktım ve hemen gerçekleştirmek için adım attım. O gün orada yüz yüze gelmek benim için çok rahatlatıcı olmuştu. Zira aklımdaki soru işaretlerini gidermiş ve çözümlenmesi zor olan problemleri gidermek adına bir adım atabilmeyi başarmıştım. Bütün bunlar gerçekleşirken onu ne kadar özlediğimi bu sırada fark ettim. Sesini unutmuştum. Konuşurken yapmış olduğu tonlamayı, bana bakışlarını, beden dilini, kokusunu unutmuştum. Bütün bunlar aniden karşımda belirince mideme giren kramplara engel olamadım. Yavaş yavaş kapağı kalkan kutunun içinden çıkan hisler boğazıma kadar yükselmeye başlamıştı. Yutkunamadım, nefes alamadım. Derinlere gömdüğüm ve çoğunlukla varlığını inkar ettiğim hislerimin yoğunluğu beni darmadağın etmişti. Ne yapacağımı bilemedim. Karşımda bir adam duruyordu. Muhtemelen beni istemeyen, benimle yaşadığı ilişkiden memnun olmayan, beni sevmeyen bir adam… Ve ben bu adama duyduğum özlemi, sevgiyi, acıyı nasıl yeniden bastırabilirdim bilemedim.
O akşam hislerimi dile getirdim. Sarhoşluğumun da bu konuda faydası oldu diyebiliriz. İçimdeki yoğunluktan kurtulmam gerekiyordu. Dolayısıyla ona hissettiklerimi anlattım ve yeniden denemek istediğimi söyledim. Çünkü onunla olan ayrılığımızdan günümüze kadar gelen süreçte ben değişmiştim. İlişkilere olan bakış açım, kendi karakterim, duygularım değişmişti. Daha farklı bir Eda vardı şu an. Ve belki de yeniden deneyerek bitmiş bir ilişkiyi sonsuza götürebilirdik.
Ben ne kadar değişmişsem o da o kadar farklı bir süreç yaşamıştı. Bu konuda pek detaylara girmek istemiyorum ama başka bir kadının etkisindeydi şeklinde özetleyebilirim durumu. Farklı bir kadın… Bu konudaki hislerim karmakarışıktı. Mantıklı bir insanın yapması gereken şudur diye düşünüyorum; Eğer karşınızdaki adam başka bir kadından dolayı yara almışsa ya da hala ona karşı bir şeyler hissediyorsa ondan uzak durmalısınız. Yani onunla bir ilişki yaşamayı düşünmemelisiniz. Çünkü iyileşmek ya da hisleri bitirmek o kadar da kısa sürede gerçekleşen bir süreç değil. Bunun bilincinde olan bir insan olmama rağmen ilk düşüncesizliğimi daha doğrusu hatamı bu konuda karşımdaki insanın üstüne giderek yaptım. Onun yaşadığı kırgınlığın, psikolojik çöküşün ve elinde kalan hislerin yoğunluğunun farkında olmama rağmen benimle bir ilişkiye başlamasını istedim. Çünkü bu ilişkinin hem ona hem de bana iyi geleceğini düşünmüştüm. Tahmin edersiniz ki böyle olmadı.
Farklı karakterlere ve hayat bakışına sahip insanlardık. Bundan asla şikayetçi değildim. Lakin belli konularda ikimiz de zorlanıyorduk. Ben onu ne kadar seversem seveyim bir türlü empati kurmayı başaramıyordum. Onu anlamayı beceremiyordum. Davranışlarımın ya da sözlerimin onu nasıl etkilediğinden habersizdim. Çoğunlukla yapmış olduğum davranışlarımdan da habersizdim. Hayatı bir tüy gibi yaşıyordum zira. Esen rüzgara göre yönlendiriyordum kendimi. Çok da önemli değildi aşağıda,  karada olanlar. Ben havada gözlerim kapalı bir şekilde süzülüyor ve düşünmüyordum ta ki bir kayaya ya da ağaca çarpana kadar. Ancak o zaman etrafımda olan bitenlerin farkına varıyordum.
İçinde bulunduğum bu durum, düşünme şekli hatalıymış meğer. Adımlarımı farkında olarak atmam gerekiyormuş. Etrafımda olan bitenlere dikkat etmem ve anlamam gerekiyormuş. Bunu bilmemem bile komiklikmiş. Evet, kısaca böyle durum… Dediğim gibi küçük bir kız çocuğuyum gözünde pembe gözlükleri olan. Farkında değilim hiçbir şeyin. Bilmiyorum hayatın ne demek olduğunu. Ne yapmam gerektiğini nasıl düşünmem gerektiğini bilmiyorum ve karşımdaki kişilerin de bana bunu gösterecek ya da öğretecek tahammülü yok. Onun yoktu en azından. Yorgun olduğunu ve benim bu düşüncesiz tavırlarımın, bütün uyarılara rağmen yapmış olduğum hatalarımın onu daha da yorduğunu dile getirdi. Haklıydı. Kızamıyordum, onu suçlayamıyordum. Çünkü çok ama çok haklıydı. Ve bu yüzden inanılmaz çaresiz hissettim kendimi. Yapacak hiçbir şeyim yoktu, olsa dahi ne yapmam gerektiğinden bi haberdim.
Geriye kalan bir avuç his ve çaresizlikti. Ağlamaktan başka, üzülmekten başka hiçbir şey yapamadım. Hayatımda ilk defa bu kadar ağladım. İçimden bir şeyleri kopara kopara ağladım. Çünkü seviyorum, bitsin istemiyorum. Ama bir yandan da ikimizin davranışlarının birbirimize zarar verdiğini görüyorum ve devam etmemesi gerektiğine kanaat getiriyorum. Fakat onsuz devam etmek daha da zarar veriyor bana. Belki de yola tek başına devam etmek benim için ve onun için daha iyi olacaktı. Ama iyi değilim şu an. Bu varsayım benim için geçerli değilmiş en azından.
Onunla da bunları konuşmaya ve hislerimi anlatmaya çalıştım. Ne kadarını aktarabildim ve o ne kadarını benim anlatmak istediğim şekilde anladı emin değilim. Anladığım ve emin olduğum tek şey onun bu ilişkiye daha fazla şans vermek istemediği. Benim hakkımdaki ve genel olarak ilişki hakkındaki düşünceleri netti. Ona göre bu olmayacak bir şey ve çabalamanın bir manası yok. Devam etmesi iki tarafa da daha çok zarar verecek. Dolayısıyla o yollarımıza devam etmemiz gerektiğini savunuyor. Arkadaş olarak… Ona hak veriyorum gerçekten. Bana göre de mantıklı olan bu fakat ona karşı olan hislerim o kadar yoğun ki ve onsuz o kadar mutsuzum ki beceremiyorum. Beceremiyorum yoluma devam etmeyi, onunla sadece arkadaş kalmayı. Bir insan sevdiği adamla nasıl arkadaş kalabilir? Aynı ortamda bulunmaya devam edeceğiz, görüşmeye devam edeceğiz ama onun beni sevmediğini bile bile gözlerine bakacağım. Ona dokunurken, sarılırken, öperken bana sadece arkadaşça yaklaştığının farkında olacağım ve bu beni darmadağın edecek.
Gerçekten ama gerçekten ne kadar bitmiş olursa olsun çabalamak istiyorum bazen. Pes etmek istemiyorum. Götümü dönüp gitmek istemiyorum. Çünkü bana pes etmemeyi öğreten oydu. Ne olursa olsun imkansız dahi olsa bırakmak istemiyorum, vazgeçmek istemiyorum ondan. Ama bu beni mahvedecek. Çünkü hiçbir şekilde kararı değişmeyecek. Ve olmayacağını bildiğim bir şey için imkansız olan bir şey için kendimi bu kadar yıpratmak mantıklı gelmiyor. Beni bu konuda anlayacaktır. Zira kendisi de olmayacağından emin olduğu şeyi kestirip atmıştı. Dolayısıyla ben de bu hislerimi, umudumu, hüznümü kesip atacağım ve yoluma devam edeceğim. Biraz zaman gerekecek ama bu zamanın sonunda kendime gelmiş olacağım. Ancak o zaman arkadaş olarak yanında kalabilir ve sohbet edebilirim. Çünkü artık ona karşı hiçbir his beslememiş olacağım. Bu da benim canımı yakan bir unsur olmaktan çıkacak böylelikle. Ama zaman… Biraz zaman gerekiyor bana. Daha iyi olacağıma ve hatalardan ders çıkarmış bir şekilde yoluma devam edeceğime eminim. En azından bir sonraki ilişkimde karşımdaki kişiye zarar vermem ve bu tecrübeler bana daha sağlıklı bir ilişki kurmamı sağlar. Umarım bu sefer kendi cahilliğimden, bilinçsizliğimden, hatalarımdan dolayı mutsuz bir son yaşamam ve yine kendimi mutsuzluğa mahkum etmem.




1 yorum:

  1. Yaşam döngüsünde hatalarımızla büyüyoruz. Hata yapmadan, acı çekmeden gelişmek mümkün değil. Sevmek hata değil tabii ki, sevginin karşı konulmaz otoritesi bizi cahilleştiren. Mantık bu otorite karşısında suskun kalıyor. Gidenle gidiyor sanarız bir parçamız, oysa o parça gelenle tümlenir yeniden. Yittiğini düşünmek otoritenin oyunudur bize. Otoritenin yetersiz kaldığı tek kavram zamandır. Zaman acıtır önce, yavaş yavaş sabırla örer yaranın çevresini. Eda, düne dair ne varsa dünle gitti, artık yeni şeyler söyleme zamanı.

    YanıtlaSil