Mayıs ayını tamamlarken yeni bir kapıyı açtığımdan söz etmiştim sizlere. Öyle hissediyordum. Lakin işler beklemediğim gibi gitmeyi tercih etti. Böyle olmasından şikayetçi değilim aslında. Bir noktada ufak sürprizler yaşamak ve planlarımın dışına çıkmak hoşuma gidiyor. Elbette öngörebildiğim çerçeve içerisinde…
Yeni bir kapı açmaktan ziyade yarım kalmış kapıları tamamen kapatmayı tercih ettim bu ay. Almış olduğum kararlar ve adımlarım bu yönde gerçekleşti. En büyük örnek ise, birkaç aydır görüşmediğim en yakın arkadaşımla olan problemimizi çözmeye yönelik bir adım atmış olmamdı. Peki, bu nasıl oldu? İlk etapta var olan problemin benimle alakalı olan kısmını anlamakta güçlük çektim. Hatta anlamayı reddettim ve görmezden gelerek kaçtım. İnanın o dönemde bununla savaşacak bir psikolojiye sahip değildim. Kullanabileceğim son enerjiyi yaralanmış bacağımı iyileştirmek için harcamaktansa komple o bacağı kesip atmayı seçtim. Tahmin etmediğim şey, kesip attığım bacağın ardından büyük bir kan gölüyle uğraşmak zorunda olacağımdı. Bunu göremeyecek kadar kör olduğum bir dönemin içindeymişim meğer. Hal böyle olunca epey sancılı geçti süreç. Sürekli yaşadığımız problemi düşünüyor, kendi hatalarımı görmeye çalışıyor ve bir noktada da onu suçluyordum. Buralara kadar gelen mevzunun asıl sebebi neydi? Ben nerede hata yaptım? Ve bunu şimdi nasıl düzeltebilirim? Bu ve bunun gibi sorularla aylarca boğuşurken git gide daha da kötüleştiğimi pek fark edemedim. Çünkü olay arkadaşımı hayatımdan çıkartmanın çok daha ötesindeymiş. Kolay bir şekilde arkadaş edinebilirsiniz zira. Zaman geçer yakınlaşırsınız, en yakınınız olur. Belli bir seviyeye geldikten sonra belki hayatınızdan çıkan o arkadaşınızın yerini dahi alabilir. Peki, bu kadar basit miydi cidden? Değilmiş! Hayatımdan çıkan kişi yalnızca bir arkadaş değilmiş çünkü. Benim ihtiyacım bir arkadaşa sahip olmanın da ötesindeymiş. Benim ihtiyacım olan şey onun varlığıymış. Zira karşıma herhangi birisini koyabilir ve arkadaşlık vazifesini üstlenmesini isteyebilirdim. Anlattıklarımı dinleyebilir, acıma ortak olup bana akıl verebilirdi. Kötü olduğum zamanlarda bana sarılıp moral olsun diye saçma sapan hareketler yapabilir, espriler ile gülmemi sağlayabilirdi. Ama bu içimde hissettiğim o büyük boşluğu doldurmaya yetmezdi, yetmedi de zaten. Çünkü bu dünyada kim o olabilirdi? Kimse! Ve bu boşluk yalnızca onun gölgesiyle dolabilir.
Onsuz geçen birkaç aylık süreçte hem kendim hakkında hem de aramızdaki ilişki hakkında birçok ayrıntıyı keşfettim. Ufak bir aydınlanma yaşamamı sağladı bu olay. Tek çocuk olarak yetiştiğim için bir başkasının varlığıyla mutlu olmanın ya da bir başkasının varlığını kendini kabul ettiğin gibi etmenin ne kadar değerli olduğunu bilmiyordum. Oysaki yıllar süren dostluk sonucunda öğrenmişim ben bunu. Yemeğimi paylaşmanın, onu düşünerek hareket etmenin, onun hislerini yaşamanın, değer vermenin ve bu kadar sevgi odaklı yaklaşmanın ne demek olduğunu onun sayesinde görmüş ve yaşamışım. Bunlar sözde fazlasıyla yüzeysel kalıyor lakin çok değerli ayrıntılarmış. Bu yüzden günün sonunda sahip olduğum arkadaşlık için kendimi şanslı hissetmiş ve bunu üçüncü şahısların etkisi nedeniyle kaybettiğim için de üzülmüştüm.
Tüm bu hisleri, düşünceleri ve yaptığım hataları görmemi engelleyen perdenin inmesini sağlayan ise “ Sen bu değilsin Eda.” cümlesi oldu. “ Seni tanıyorum ve neden böyle davrandığını anlayamıyorum şu an.” Ben de anlayamıyordum, anlayamamıştım. Madem böyle davranmayı seçmiştim o halde bunun arkasında duracak duygu ve düşünce durumuna bürünmem gerekirdi. Oysa mantığım ve duygularım çarpışıyordu. Neden var olan problemi çözmek için çaba sarf etmediğimi, çekip gittiğimi bilmiyordum. Birtakım sebeplerim vardı fakat yeterli değildi. Bunu anladığımda ve evet, bu ben değilim dediğimde yaşadığım olayları geri sarıp düşündüm. Nerede hata yaptığımdan ziyade nerede olmam gereken gibi davranmadığımı sorguladım. Bu kendi hayatım ve yaşadıklarım için renk değiştiren bir hamle oldu. Yine de sorunları çözmek için yeterli enerjiye sahip değildim.
Hayatımda aydınlanmalar yaşayıp berbat bir psikolojiyle savaşmaya çalışırken ilginç olaylar gelişmeye devam etti. Henüz arkadaşımla yaşadığım problemleri çözememiş ve kaybettiğim aklımı bulamamıştım. Bir oraya bir buraya savrulurken, kendimi durdurmam gerektiğinin farkındaydım. Dolayısıyla ilk işim hiçbir şey hissetmediğim insanla olan ilişkimi bitirmek oldu. Çünkü böyle bir davranış bana göre değildi, henüz kavrayamamış olsam da. Akabinde hiç tanımadığım bir adamla koltukta sarılırken buldum kendimi. O gün kapıdan çıktığımda kesinlikle hislerim olmadan bir ilişki yaşamanın, herhangi bir ilişki türünü yaşamanın, mümkün olmadığını fark etmeyi başardım. Bu beni diğer düşüncemi sınamaya itti. Peki, benden hoşlanan bir insanla sırf benden hoşlandığı için bir şeyler yaşamam mümkün mü? Hayatımda ilk kez ciddi bir şekilde içmiş ve zamanında, belki de hala, benden hoşlanan adamın karşısında saatlerce saçmalamıştım. Günün sonunda bilincimi neredeyse kaybedecek düzeye gelmiş ve belimden tutarak bana destek olmaya çalışan bu adamla bir şeyler yaşamanın mümkün olmadığını altın harflerle beynime kazımıştım. Evet, kesinlikle hislerimin olmadığı bir ilişkiye açık değildim. Haziran ayında gerçekleşen ve önemsiz gibi gözüken bu olaylar bana çok şey kattı. Çünkü kendime, hislerime ve hayatıma ne kadar değer verdiğimi anladım. Bu yaşamı benim için anlamlı ve muhteşem kılacak yegane şeyin ise hislerim olduğunu gördüm. Zihnimde, gerçekleşen bu kısa yolculuğun ucu en başında bahsetmiş olduğum arkadaşımla aramdaki ilişkiye dokundu. Madem hisler senin için bu kadar önemliydi, neden sevdiğin insanı hayatından çıkarttın? Kimseye bu denli bir sevgi duyman mümkün değil ki hissettiğin sevgi aynı minvalde olamaz zaten. O halde neden? Verecek bir cevabım yoktu elbette. Dolayısıyla ağzımda kekremsi bir tat ve huzursuz bir his ile yoluma devam ettim.
Güneşin resmen yüzümü yaktığı bir sabaha gözlerimi açtığımda beklemediğim bir mesaj ağzımı açık bıraktı ve yataktan fırlayıp tuhaf hareketlerle tuvalete koştum. Sanırım siz buna dans diyorsunuz. Gelen mesajın sahibi, daha önce hiç deneyimlemediğim tuhaf hislerimin kaynağıydı. Haziran ayında yaşadıklarım, hislerimin ne kadar önemli olduğunu ve bunun peşinden gitmem gerektiğini bana hatırlattığı için mutluluktan deli olarak ona cevap verdim. Görüşmek için anlaştığımız gün ise merdivenlerden yuvarlanarak düştüm ve bileğimi burktum. Hadi ama! Dini inançlarım olmadığını bilirsiniz ama spiritüel dünya her zaman ilgimi çekmiştir. Öte yandan aşırı düşünmeyi ve başıma gelen her olaya onlarca anlam yüklemeye de bayılırım. Bundan mütevellit onunla görüşmenin benim için kötü olaylar silsilesinin bir başlangıcı olabileceği olasılığına odaklandım. Sonuçta adamı tanımıyorum ve başıma neler gelebileceği hakkında hiçbir fikrim yok. Ayrıca önsezilerim aşırı kuvvetlidir ve bu tescillenmiş bir durumdur. Dolayısıyla bana evrenden gönderilmiş işaretleri dikkate almam gerektiği konusunda iç sesimi dinlemem gerekirdi. Tahmin edersiniz ki dinlemedim! Burkulmuş ayağım ve yara içinde kalmış belime rağmen sırf onu görmek için gittim. İçimden geçirdiğim düşünce“ Ne olacağı ya da bunun sonucunda başıma ne tür bir felaket geleceği umurumda değil. Bunu yaşamak için deliriyorum ve ona karşı olan hislerimi takip etmek istiyorum. Her şeye rağmen!” böyle bir şeydi. Gelin görün ki sevgili okuyucularım bok yoluna giden herkes benzer motivasyonla hareket etmiştir. Dolayısıyla nasıl bir sonuçla geri döndüğümü az çok kafanızda şekillendirmişsinizdir. Neyse, beni evden kovduktan sonra bir bara gittim. ( Kendisinin dünyanın en muhteşem, en nazik, en centilmen, en iyi insanı olduğu söylenemez.)
Cebimdeki paranın büyük bir çoğunluğunu alkole yatırdıktan sonra kafam hafif güzel olmaya başlamıştı. Bu arada viski fiyatlarına çok doluyum arkadaşlar. Ya zaten iki yudum olarak geliyor o bardak, 25 tl ne demektir kardeşim! Kendinize gelin ya, biz fakirler keyiflenemeyecek miyiz? Birkaç viskiden sonra toparlandım, evime gittim. Geçirdiğim günü, hislerimi, onun kokusunu, bakışlarını, dokunuşlarını düşünerek zaten sarhoş olmuştum. Bu yüzden aşırı keyifli bir şekilde odama girdiğimde ilerleyen dakikalarda gerçekleşen ağlama krizine baya şaşırdım. Nasıl oldu bilmiyorum, bilgisayarımın başındaydım. Klasörlerin arasında gezinirken eski fotoğraflarım dikkatimi çekti. Ah tıklamaz olaydım! Böyle bir anda bütün ruhum çekildi sanki içimden. Kendimi öyle böyle bırakmadım yani! Engel olamıyorum ağlamama… Yazının başında bahsetmiş olduğum arkadaşımla olan fotoğrafları gördükçe, o yıllara ait kendi fotoğraflarımı gördükçe aşırı kötü oldum. Uzun süredir bu ağlama krizinin geleceğini bildiğimden asla girmiyordum. Aşırı keyifli oluşuma güvendim herhalde ama engel olamadım duygularımın akıp gidişine. Böyle çok tuhaf bir andı. “ Eda sen cidden dibin de dibindesin.” dedim kendime. Bu kadar kötü hissettiğimin, bu kadar dağıldığımın farkında değilmişim üstünü kapattığım için. Ve o an her şey karardı,  kendimi nasıl toparlayacağımı bilemedim. O üzüntüyle elime telefonu alıp görüşmediğim en yakın arkadaşıma mesaj attım. “Biz niye böyle olduk ya?” tarzında bir şey yazdım. Cidden abi, biz niye böyle olduk amına koyayım!
O akşam onunla uzun uzun konuştuktan sonra yüz yüze görüşmeye karar verdik. Aylardır boğazıma yapışmış elin yavaşça yok olup gittiğini hissettim. Derin bir nefes aldım, gözyaşlarımı sildim ve kafamı yastığa koydum. Kabussuz ve deliksiz çok güzel bir uyku geçirdim. Buluştuğumuzda ise ağlayıp sarıldık birbirimize. Ama ilk geldiği an çok komikti. Nemrut bir yüz ifadesi, memnuniyetsiz bakışlar… Neyse ki görüşmemiz güzel geçti ve aramızdaki problemleri ortadan kaldırmayı başardık. Haziran ayının en güzel gelişmesi bu barışma anı oldu.
Arada bahsetmiş olduğum ve bir şeyler hissettiğim beyle nasıl sonuçlandı merak ediyorsanız önceki yazıma yeniden dönmeniz gerekiyor. Çünkü kendisinden ama daha çok benim ona karşı beslediğim hislerden söz ettim zaten. Ne kadar ondan hoşlansam da, bir şeylerin olabilmesini bir şeylerden kastım sadece sarılmayı bile çok istesem de mümkün değil maalesef. Sonuçta karşı tarafın da aynı şekilde benden hoşlanmasını bekleyemeyiz. Bu işler böyle yürüseydi ohooo…
Haziran ayına baktığımda dediğim gibi aklımı karıştıran ve yarım kalan kapıları kapatmış olduğumu görüyorum. En azından hoşlandığım beyle bir şeyler paylaşmış ve aramızda hayal ettiğim gibi yoğun hisler paylaşamayacağımızı görmüş oldum. Dolayısıyla o kapıyı çıkarken ardımdan kapattım. En yakın arkadaşımla aramda yaşadığım ve aylardır beni huzursuz eden olayı da tatlıya bağladıktan sonra benim için aklımı kurcalayan başka bir şey kalmadı. Yani, yeni başlangıçlar için hiçbir engelim yok artık. A bu arada siz benim bileğimi burkma durumumu nasıl yorumluyorsunuz? Olayları düşünürsek bileğimi burktum diye hoşlandığım beyle görüşmeseydim belki de arkadaşıma yazmayacaktım. Çünkü dolaylı yoldan da olsa birbirini etkiliyorlar. Öyleyse bileğimi burkmuş olmam sadece bir tesadüftü. Lakin ben tesadüflere pek inanmıyorum. Hala bir manası olabileceğini düşünüyor ama henüz anlamlandıramıyorum. Ya da sadece aptal bir kızım. Olabilir! Kartınızı buna oynayın derim. Uzun lafın kısası böyle bir şey işte sevgili okuyucularım. Cümlelerimi toparlayamamış ya da fazlasıyla saçmalamışsam kusuruma bakmayın lütfen. Asla olmayacağını bildiğim bir şey olsa dahi hislerimi söküp atamıyorum sonuçta. O yüzden hafif bir depresyon dönemindeyim. Peki, siz neler yapıyorsunuz? Nasıl geçti Haziran ayı? Anlatın bakalım.


4 yorum:

  1. bende depresif dönemlerimdeyim, ah keşke bende içebilsem ama ne fayda gene unutamıyor gene çözülmüyor ki olaylar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynen öyle Elif. Zamana bırakmak lazım bazı şeyleri. İlla ki her şey yavaş yavaş yoluna girer.

      Sil
  2. Yarım kapıları kapatmak dünyadaki en zor iştir. Çok sancılıdır. Fakat şu var ki tamamlanmayan cümleler, sonuçlanmayan olaylar, kapanmayan kitaplar insanı hep yorar. Yormakla da kalmaz yenibir satıra geçemez, yeni bir kitap açamazsın. Elif'e dedim geçen gün bunu. Hayatımızı adayacağımız insanları güzel seçmeliyiz. Kitabı kapattın sonuçta kalbin kan ağlasa da. bazı dersler aldın elbette. Şimdi bütün bu öğrendilerini yeni kitapta uygulama vakti. Umutsuzluğa kapılma. Dünyada bir yerde sana biçilmiş bir kaftan var. Onu bulman gerek sadece.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu güzel yorumun için çok teşekkür ederim. Haklısın aslında ama bazen kapıyı kapatmış olsam dahi yoluma devam edemiyorum. Dönüp ardımda kalan kapıya bakıyor ve ilerleyemiyorum. Sanırım zamana ve umuda ihtiyacım var. Dediğin gibi illa ki benim için biçilmiş bir kaftan var bu dünyada.

      Sil