Nefes almakta zorlanıyorum. Bir şey var boğazıma takılan ve tek seferde, ani bir panikle aldığım nefesi vermeme sebep olan. Tam olarak tarif edemiyor ve kaynağını belirleyemiyorum. Yalnızca gözlerim doluyor her seferinde. Geceleri ise hiç uyuyamıyorum. Tuhaf bir kabus, her gece gözlerimin ardındaki karanlıkta yeniden canlanıyor. Bedenim titriyor, soluğum kesiliyor. Sıcaktan yanan bir Temmuz gecesinde, üstümdeki örtüyü yüzüme kadar çekmeme sebep olan bu korkuyu anlayamıyorum. Galiba acı çekiyorum. Hayır hayır, acı olarak tanımlayamam bu hissi. Daha önce hiç tatmadığım bir şeyin yoksunluğu… Peki, tam olarak nedir bu?

Aslında hikaye bundan yaklaşık iki ya da üç yıl öncesine uzanıyor; büyük bir cips tabağını yanıma almış ve takip ettiğim dizinin incelendiği sohbet videosunu izlemeye koyulmuştum. Muhabbetlerini aşırı sevdiğim bu adamların videolarını, çoğunluğunu cidden anlamama rağmen, büyük bir zevkle takip ediyordum. Dolayısıyla o an başlatma tuşuna tıklamak üzere olduğum video konusunda da beklentim yüksekti. Lakin beklentimin dışında gelişen olaylar yaşadım ve vücudumun en derinlerinden yükselen hislerin heyecanıyla yerimde kıpırdandım. On dokuz yaşında ilk defa bir insandan etkilenmiş ve anlamlandıramadığım duyguların etkisi altına girmiştim. Bu nasıl mümkün olabilirdi?


Geriye dönüp o anı ve hislerimi incelemeye çalıştığımda her şeyin fazlasıyla bulanık olduğunu görüyor ve zihnimde beliren sorulara net bir yanıt veremiyorum. Mesela beni etkileyen neydi? Neden bir başkası değil de o? Aslında bu soruların cevabını hem biliyorum hem de bilmiyorum. Fakat bunu nasıl anlatabilirim emin değilim. Anlatmak için çabalayacak olursam… Bir ayrıntı var ortada, bu onun benliğinden bir parça. Gülüşüne, gözlerine, mimiklerine ya da beden diline baktığımda gördüğüm şey bu. Ve benim hissetmiş olduğum bütün duyguları ortaya çıkaran da bu. Evrende yalnızca ona ait olan bir şey. Bir bütün ancak bir bütünden bağımsız… “Ne saçmalıyor bu kız?” dediğinizi duyar gibiyim. İnanın bu hisleri ve düşünceleri kelimelere nasıl dökebilirim bilmiyorum. Çabalıyorum işte, siz de anlamaya çalışın lütfen. Bahsetmeye çalıştığım; ondan hoşlanıyorum çünkü gülüşü güzel gibi basit bir denklem sonucu meydana gelmedi hislerim. Evet, her şey ufak bir ayrıntı ile başladı ama bu aynı zamanda bir bütündü, onun varlığıydı. Ben ilk bakışta, o ufak ayrıntıyı gördüğüm, etkilendiğim ve içimde hissettiğim o ilk an, hiç tanımadığım bir adamı bütün yönleriyle kabul etmiş oldum aslında. Elbette bilgisayarın başında bir avuç cipsi ağzıma tıkmaya çalışırken farkında değildim bu durumun. Gözlerinin içine baktığımda ve parmak uçlarımı yüzünde gezdirdiğimde aklıma ve ruhuma düştü gerçek.

Aslına bakarsanız, hala şaşkınım. Bir insan nasıl kabul edebilir ki bambaşka bir insanın varlığını? Tüm zayıflıklarını, korkularını, kötülüklerini, mide bulandıran sırlarını, benliğindeki asıl gerçekleri, herkesten gizlediği o karanlık tarafını… Böyle bir şey mümkün mü gerçekten? Bir insanın her şeye hatta karşısındaki insanın kendisine rağmen sevmesi, kabul etmesi, sadık kalması biraz hayal ürünü değil mi? Bunun için karşılık beklememesi gerekir sanırım. En azından ben de o kapıdan içeri girene kadar yaşadığım hislerin karşılığını almak gibi bir beklentim olmadığını düşünüyordum. Ama bana sarıldığında kendimi o kadar zayıf ve çaresiz hissettim ki bana vereceği küçük bir tebessüme dahi aç olduğumu fark ettim. Öte yandan içimde olan biteni anlayamayacağını ve ondan herhangi bir karşılık beklemenin büyük bir haksızlık olacağını da biliyordum. Lakin yine de, ufacık dahi olsa karşılık bekler hale gelmiş ve önlenemez salaklığımın ilk adımını atmıştım.

Beni sevmeyeceğinden emin olduğum gibi iki kişinin aynı duygusal yoğunlukla hareket etmeleri gerekmediğini de biliyordum. Dolayısıyla onunla yaşayabileceğim ilişki çeşidi sınırlıydı ve hislerin büyük bir çoğunluğu bu sınırların dışında yer almak zorundaydı. Bu noktada devreye giren farklı bakış açısı, hayat tarzı ve istekler beni ciddi anlamda zorladı. Bir yandan hissettiğim şeyleri sınırın öte tarafında tutmak için olağanüstü çaba gösteriyor, diğer yandan da hayatımdaki diğer insanlara davrandığım gibi davranmaya çalışıyordum. Yani eğlenme ve güzel zaman geçirme odaklı, aynı zamanda da hislerden uzak bir anlayış sergilemek durumundaydım. Bu benim için bir problem olmamalıydı zira hayatımdaki erkeklerle olan ilişkim zaten bu minvalde yer alıyordu. Sıkıntı onun, hayatımda yer almış ya da yer alan erkeklerden farklı olmasıydı. İstesem de onlara davrandığım gibi davranamadığımı fark ettim. Bu nedenle hislerimi kapalı bir kutuya koyup kenara kaldırmak istedim. Peki, bunu nasıl yapabilirdim? Çok eşli yaşam tarzımın bana yardımcı olacağını düşündüğüm için benden hoşlanan kişiler ile birliktelik yaşadım. Tahmin edin bakalım, ne oldu? Resmen her saniye onu hayal etmeye devam ettim. Gerçekten delireceğimi düşünmeye başladım. Böyle giderse, ben sürekli onu düşünmeye, onun yüzünü capcanlı bir şekilde gözlerimin önünde tutmaya devam edersem kendi pilimi bitireceğimi anladım. Zaman dönüp duruyor ve ben her defasında kendimi onun yanında uzanırken buluyordum. Onun dokunuşunu sanki yanımdaymışçasına bedenimde hissetmek, göz ucuyla yakaladığım bakışlarının üzerimde olduğunu düşünmek, sakallarının tenime her değişinde meydana gelen o iç gıdıklayıcı hissi bütün benliğimde yeniden var etmek bir noktada beni delirtmeye başladı. Anladım ki aşk gerçekten delilikti. Kim kendine bile isteye bu işkenceyi yapar ki? Hangi akıllı insan karşısındaki insanın karanlığında kaybolmayı ister? Gerçekleşmesi mümkün bütün olasılıklardan, arzulardan, en derin fantezi ve tutkulardan vazgeçip bir benliğin hakimiyeti altında nefes almayı isteyebilecek kadar özgürlük düşkünü olabilmeyi düşünebiliyor musunuz? Bu soruda bir yanlışlık olabileceğini aklından geçirenler ise maalesef bakış açımı ve hissettiğimi asla anlayamayacak, ne yazık.

Her şeye rağmen o yanında kalmamı isteseydi, ben yanında kalıp ona sarılmaya devam edebilirim diye düşünüyordum. Ta ki birtakım tercihler ile baş başa kalana kadar. Yani, yanında başka bir kadın varken dahi ona sarılmaya devam edebilir miydim? Başka bir kadın ona dokunurken, dudaklarını onun teninde gezdirirken ve o ağır çiçeksi parfümü onun kokusunu sindirirken… Hayır, bunu kaldırabileceğimi pek sanmıyordum. Konu o ise, bu benim kırmızı çizgimdi. Ama yine de düşünmedim diyemem. Yapabilmeyi ve bununla yaşamayı öğrenmeyi istedim gerçekten. Fakat onun için tamamen kendimi kendimden sıyırmam mümkün değilmiş. Günün sonunda bunu öğrendim.

Üzgünüm aslında. Bir daha asla sımsıkı sarılamayacağım için, sakallarında parmaklarımı gezdiremeyeceğim için, dudaklarımla teninin tadına bakamayacağım ve kalp atışlarını dinleyemeyeceğim için üzgünüm. Kırgınım… Beni asla anlayamayacağını bildiğim için, maskenin ardında gizlenen adamı göremediğim ve herhangi bir kadından ibaret olduğum için kırgınım. Ama yapabileceğim pek bir şey yok. Sanırım çabuk vazgeçiyorum gerçekten de…

Elimde kalan tek şey delilik! Bir adama böylesine kapılmış olmanın verdiği ufak çaplı delilik… Kötü sonla bitmiş olsa dahi hissettirdiği her duyguya minnettarım. Böylesine büyük bir zevk çukurunda boğulmamıştım hiç. Bir adamın dokunuşuyla bu denli titreyebileceğimi, boynumda hissettiğim nefesin beni esir alacağını, hiç ayrılmak istemeyeceğim bir bedenin bu dünyada var olabileceğini hesaba katmamıştım. Ve ömrümün sonuna kadar da bu deliliği hatırlayacağım. Belki yıllar sonra silinecek yüzü hafızamdan ama bu hisler ve tenimdeki dokunuş ebediyete çoktan imzasını attı. O halde hoşça kal diyelim, hoşça kal 21 ve hoşça kal adam.
















4 yorum:

  1. Emeğine sağlıkkk...

    YanıtlaSil
  2. Gerçekten çok farklı duygular uyandırarak kendini okutan bir yazı olmuş. Emeğine sağlık..

    YanıtlaSil