Aynı anda tatlı ve tuzluyu yemeye bayılıyorum. Mesela peynirin üzerine çilek reçeli koyarak yemek benim en büyük zevklerimden biridir. Ve bugün, böylesine tuhaf bir damak zevkinden yola çıkarak sizlere çok eşli yaşamın ağzımda bıraktığı tattan bahsetmek istiyorum. Peynir ve çilek reçeli... Birbirlerinden oldukça farklı olan bu iki unsura karşı da aynı duyguları hissetmek mümkün müdür? Sizce peyniri yerken almış olduğum haz ve içimde yükselen o eşsiz hisler çilek reçeliyle benzerlik gösterebilir mi? Elbette hayır! O halde peynir ve çilek reçeli iki farklı unsur olmakla kalmıyor benliğimde uyandırdığı hisler açısından da farklılaşıyor. Peki, bu hislerin yoğunluğunu karşılaştırmak istesek nasıl bir cevap alırız? Yani, peynir yediğimde ortaya çıkan hisler mi daha yoğun yoksa çilek reçeli yediğimde ortaya çıkan hisler mi? Bu gibi durumlarda iki farklı unsuru ve iki farklı his yumağını karşılaştırmak oldukça güç. Hatta karşılaştırma yapmanın doğru bir hareket olmadığını söyleyebilir ve seçim yapmanın manasız bir girişim olduğunu kabul edebiliriz. Değil mi?
İşin can alıcı kısmına gelelim. Aynı anda hem peynirden hem de çilek reçelinden bir parça alıp ağzımıza attığımızı düşünelim. Sonuçtan tatmin olur muyduk? Bir yandan bu sorunun cevabının kişiden kişiye farklılık gösterebileceğine diğer yandan ise herkes için geçerli tek bir sonucu olduğuna inanıyorum. O da, bu üçüncü tadın kesinlikle aklımızı başımızdan alacağı… Lakin merak ettiğim bir şey var; birleşimi oluşturan unsurlar fark etmeksizin sonuç her daim aklımızı başımızdan alır mı? Hayır! En azından tecrübelerime dayanarak söyleyebilirim ki rastlantısal bir şekilde seçilmiş eşlerin birleşimi hoş sonuçlar doğurmuyor. Bu ne demek?
Her türlü ilişki çeşidinin temelinde yatan psikolojik sebepler çıkar odaklıdır. Çoğu zaman bunun farkında olmayız fakat bilinçaltımızda gerçekleşen fırtınalar seçimlerimizi ihtiyaç duyulan unsur üzerine yoğunlaşarak gerçekleştirir. İlk etapta karşımıza çıkan insanları çıkarlarımıza göre, yani bilinçli bir şekilde, hayatımıza aldığımızı inkar etsek de kabul etmeliyiz ki hiçbir şey tesadüf değildir. Dolayısıyla birtakım hislerin ortaya çıkmasına sebep olduğunu düşündüğünüz kişi aslında bilinçaltınızda yatan bazı gerçekleri uyandırmıştır ve sizin ihtiyaçlarınızdan bir ya da daha fazlasını karşılayan karakteristik özelliklere sahiptir. Bu ihtiyaçlar sizi yönlendiren ve karşınıza çıkan insanları elemenize yardım eden yegane bir özelliktir. Bu nedenle çok eşli yaşam şeklini benimsemeden önce kişinin kendini tanımasında özellikle neye ihtiyacı olduğunu kavramasında büyük fayda vardır. Çünkü seçmiş olduğunuz eşlerin spesifik ihtiyaçlarınızdan birini karşıladığına emin olmak zorundasınız. Her eşin farklı ihtiyaca yönelik olması ise çok eşli yaşamın en önemli kurallarından biri diye düşünüyorum. Zira aynı ihtiyacı gidermek için yükümlü iki farklı eş bahsettiğim o muazzam tadı ağzınızda bırakmayacaktır. Bu nedenle oyunun kurallarını bilerek oynamanız daha iyi bir deneyimi beraberinde getirecektir.
Mantık tatlı ve tuzluyu aynı anda yemek! Birbirinden farklı iki ayrı tatlıyı ağzınıza atmak hoş bir deneyim olabilir ama o kadar. Bahsettiğim etkiyi vermeyecektir. Dolayısıyla çok eşli yaşam kültürünü iyi anlamak gerektiğine inanıyorum. Aynı zamanda hayatınıza uyarlamaya çalışırken de bilinçli davranmak zorundasınız. Ben önüme gelen her kızı sikeyim, her kızla ilişki kurayım gibi basit düşüncelerin arkasına sığınıp “ Abi ben monogamiye inanmıyorum ya!” diyecekseniz hiç bulaşmayın. Kendinize yazık edersiniz.
Çok eşli yaşamın felsefesi “ The one” olarak nitelendirilen kişinin farklı insanlar birleştirildiğinde ortaya çıkacağı düşüncesidir. Zira bizim bütün boşluklarımızı dolduracak, “ Ruh ikizi” ya da “ The one” diye tabir edilen başka bir insan maalesef var olmamaktadır. Bunu ancak farklı insanlar ile ilişki kurarak gerçekleştirebilmeniz mümkün. Olay bütün ihtiyaçlarımızı, arzularımızı karşılayan ve içimizde eşsiz hisler uyandıran o muhteşem insanla karşılaşmak değil mi? İşte çok eşli yaşam diyor ki böylesine bir his yoğunluğuna ulaşmak ve “ Tamamlanmak” için birden fazla kişiye ihtiyacınız var. Bütüne ulaşmanızı engelleyen şey tek bir parçanın eksikliği değil birden fazla parçanın eksikliğidir. Eminim bahsetmiş olduğum şekilde, yani içsel farkındalığınız ile eş seçimlerinizi gerçekleştirirseniz çok eşli yaşamın vaat ettiği şeyleri anlayacak ve deneyimleyeceksiniz. Lakin tekrar belirtmekte fayda var; neye ihtiyacınız olduğunu iyi bir şekilde sorgulamanız gerekiyor. Yarattığınız kimlikleri ve taktığınız maskeleri bir kenara bırakıp kimliğinizi ve bilinçaltınızı keşfetmelisiniz. Çok kısa süren bir sorgulama ya da keşif olmayacak fakat elde ettiğiniz bilgiler sizin hayat akışınızı önemli ölçüde etkileyecektir.
Peki, teoride güzel işleyen çok eşli yaşam gerçek hayatta nasıl ilerliyor? Çok eşli yaşam kültürünü deneyimlemiş bir insan olarak söyleyebilirim ki keyifli bir maceraydı. Lakin sadece maceraydı diyebiliyorum çünkü yaşam şeklimi bu anlayışa göre düzenlemem mümkün değil. Hayatıma almış olduğum insanları belli bir ihtiyaca göre seçtiğimde geriye kalan özelliklerini benimsemediğim için o kişiye katlanmakta zorluk çekiyorum. Mesela, hoş sohbeti için birlikte olduğum zeki bir adamla geçirdiğim vaktin büyük bir kısmından zevk alırken küçük bir kısmında hoşuma gitmeyen beden diline katlanmak durumunda kalıyorum. Ve inanın bir şeylere katlanmak asla hoşuma gitmiyor. Benim için ya hep ya hiçtir. Ben bir insanı ya bütün benliğiyle kabul ederim ki bu çok nadir olan bir şey ya da kabul etmem ve hayatıma almam. Lakin poligami ya da poliandri böyle işlemiyor. Dolayısıyla bütün benliğini kabul edebileceğim ve koşulsuz sevebileceğim bir adamı hayatıma almak ve yalnızca ona ait olmak bana daha uygun bir seçenekmiş gibi geldi. Çok eşli yaşam tarzında sanki kendimi birden fazla parçaya bölüyormuşum gibi hissettim. Bir yandan tuhaf bir dinginlik ve huzurla hayatıma devam ederken diğer yandan karşımdaki insanın yanlış olduğu düşüncesini kafamdan atmakta epey zorlandım. Yaşamımda “Karşımdaki insan şüphesiz yanlıştı benim için çünkü bütün boşluklarımı dolduramadı.” şeklinde bir düşünceyi benimsemiştim ister istemez. Bu nedenle tek bir ihtiyacımı değil bütün ihtiyaçlarımı, hayallerimi, arzularımı karşılayacak bir insan olmalı yani “ The one” oturmalı benim karşımda diye düşünmekten alıkoyamadım kendimi. Haliyle çok eşli yaşam vaat ettiklerini karşılayamamış oldu.
Anlaşılan o ki herkes peynir ve çilek reçeli birleşiminden hoşlanmak zorunda değilmiş. Dolayısıyla yazının başında değinmiş olduğum sorunun cevabını kişiden kişiye değişir şeklinde ele almak daha doğru olacaktır. Varmış olduğumuz bu nokta ise çok eşli yaşamı insan varlığının değişmez bir gerçeğinden çok bir tercihi haline getiriyor. Zira poligami ya da poliandri ahlaki ve toplumsal normlardan ötürü ulaşılamayan bir gerçek değil, karakteristik özellikler ve çeşitli bakış açılarından dolayı seçilmeyen şıktır. Sonuçta sırf seks mükemmel diye salak bir adama katlanacak değilim. Ya da hem zeki hem de iyi sevişen adamı beni tatmin etmeyen diğer özelliklerinden ötürü hayatıma almak istemeyebilirim. Bu beni arzulamış olduğum her şeyi karşılayan bir hayal ürününü aradığım yola sokuyor, evet. Fakat elden ne gelir?
Çok eşli yaşam konusu sübjektif bakış açılarının bir sonucu olarak ortaya çıkıyorsa eğer mutlaka deneyimlenmesi gerekilen bir durum olduğunu düşünüyorum. Hangi yaşam tarzını benimseyeceğinizi anlayabilmek için hayatınızın belli bir döneminde bu tecrübeleri edinmelisiniz. Belki de siz benim yaşamış olduğum problemleri yaşamayacak ve çok mutlu olacaksınız. Bunu öğrenebilmenin tek yolu denemektir. Dolayısıyla kendi zihninize geçirmiş olduğunuz zincirleri koparın. Çeşitli normlardan ve tabulardan kurtulun lütfen. Deneyin, keşfedin ve bakın bakalım kimsiniz siz?

Umarım okuması keyifli bir yazı olmuştur ve faydası dokunmuştur. Kendi hayat tecrübelerimden ve düşüncelerimden bahsederken hiç tanımadığım insanların hayat çizgilerinde ufak kaymalar yaratmak gerçekten çok ilginç. Sizlerden aldığım mailler ve benimle paylaştığınız hayatınız o kadar değerli ki… İyi ki varsınız. Şu an iyi ki bu satılardasınız. Çok teşekkür ederim, var olun.




15 yorum:

  1. Yani diyorsun ki hayatının aşkını bulmak için birçok erkekle birlikte olman bile gerekebilir, onlardaki tecrübe ve bilgiler seni doğru yola ulaştıracak. Anlıyorum seni, o kadar çok haklısın ki

    YanıtlaSil
  2. bence işletiyor bizi bu kıvırcık :) aslında psikolog ama dur bakalım ne çıkacak :)))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hajahaj keşke psikolog olsam.

      Sil
  3. Hayatımızdaki boşlukları farklı karakterler ile doldururken, her karakterin bizde yarattığı negatif etkiler de artmıyor mu. Bu başka bir sorunun temelini oluşturmaz mı? Sonra o negatif yanları nötrlemek için yeni negatiflikler oluşmaz mı. Baştan boşlukları bilerek, tek eş hoşgörüsüyle o boşlukları anlayışla dolduramaz mıyız? Hangisi daha çok mutsuz kılar bizi. Kısa süreli bir deneyim her nekadar kabul edilebilirse de, bunun için tüm paydaşların aynı bakış açısına sahip olması gerekir. aksi halde geriye kalanlarda boşluk daha da derinleşir. Denemeden bilmek elbette mümkün değil, ancak sizinle aynı fikirdeyim ben de yaşamımı bu şekilde kurgulayamam. İlginç bir bakış açısıyla güzel bir yazı olmuş. Hayatımızda ilişkilerimizi çok yüzeysel yaşıyoruz çoğu zaman.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Söylediklerinize katılıyorum. Bu hayat bize yazıp çizmek, yaratmak için geniş bir alan bırakmış. Bu nedenle denemeli ve keşfetmeliyiz aradığımız cevabı bulmak için.

      Sil
  4. Merhaba!Blogunuzu çok beğendim. Bana beklerim :)
    https://benirva.blogspot.com/2018/09/kendimle-yarstm.html

    Sevgilerimle,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim şu sıralar pek ilgilenemiyorum başka bloglar ile yoğunluktan ötürü. Ama mutlaka okuyacağım yazılarınızı.

      Sil
  5. Yazınız en son paylaştığım Netflix Belgesel Yorumum'un üzerine bir tuğla daha yerleştirmiş oldu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mutlaka okuyacağım paylaşmış olduğunuz yazıyı.

      Sil
  6. Farklı bir bakış açısı değerlendirilir:))

    YanıtlaSil
  7. Çok farklı bir bakış açısıyla yazıldığı için yazınızı beğendim.
    Ancak düşüncelerinize katılmadığı mı belirtmek isterim.

    Geçenlerde ''ilişkilerde doğru insanı bulmak'' üzerine bir arkadaşımla muhabbet ediyorduk. Benim savunduğum şey ise şuydu: Biz doğru insanı ararken başkaları ya da hayatımızdaki için ne kadar doğru insanız? Ne yazık ki bu açıdan düşünmüyoruz. Yani yazınızda bahsetmiş olduğunuz ihtiyaçları karşılama meselesi de (karşımızdaki için) ne kadar doğruyuz-uyumluyuz sorusunu kapsıyor.

    Sonuç olarak ise (tabi bu benim şahsi görüşümdür) şuna inanıyorum:

    Doğru insan için eğer belirli bir alt değer tanımlamış olsaydık çoğumuz bu değere %70, %80 olarak cevap verirdi. Bakın buraya dikkat. Kimse, kimse için %100 olamaz. O rakam %99 bile olabilir ama, ben hiçbir suretle %100 olacağına inanmıyorum.

    Bu yüzden sizin yazınızda bahsetmiş olduğunuz, bir noktada o adamı çekemiyorum düşüncesi de aslında kalan %30 ya da %20 olan uyuşmazlık oluyor. Eğer buna katlanamayacağınızı ya da katlanılmasını doğru bulmuyorsanız hiçbir zaman sağlıklı bir ilişkiye de sahip olamayacaksınız.

    YanıtlaSil