Hiç aynanın karşısına geçip sana bakan gözlerin kime ait olduğunu düşündün mü? Kim bu kadın? Neden bu kadın? Niye böyle biri olmayı seçtin? 5 yıl önce kimdi karşında duran? Ne değişti? Neyin değişmesini istedin?


Yıllar önce aynalar ile olan ilişkime aşılması imkansız bir duvar örmüştüm. Bakmak ve o çaresiz gözlerin içine dalmak acı veriyordu. Mutlu değildim aynaya yansıyan görüntüden. Saçlarımdan, yüzümden, gülüşümden, bedenimden hoşlanmıyor ve kendimi sevmiyordum. Sustuklarımı, boyun eğdiğim her şeyi bana bakan o gözlerin içinde görüyor ve katlanamıyordum. Yüzümün üzerinde gözyaşlarımın ağırlığı ile ezilmiş olan ince yolu gördükçe midem bulanıyor ve aynanın içine dalıp görmek durumunda kaldığım ölü kızı oradan çekip atmak istiyordum. Bunu başaramadığımı, o kızı yok etmenin mümkün olamayacağını anladığımda ise aynalar düşmanım haline gelmişti.


Birgün gereksiz bir karar alıp fal baktırmamla beraber aynalar yeniden hayatıma girdi. Daha önce hiç denemediğim bir olay şeklinde tanımladığım fal baktırma sürecini merak ediyordum. İçimde önlenemez bir arzu vardı bu konuya karşı. Dolayısıyla hamlemi yaptım ve sonuçlarını izlemeye koyuldum.
Köhne bir sokağın sonuna gizlenmiş yıkık bir evin içine girdiğimde gerginliğim had safhadaydı. Ne ile karşılaşacağımı bilmediğim gibi inanmadığım bu sürece niçin dahil oldum emin değildim. Her zaman yapmış olduğum şeyi yaparak yani arzularımı takip ederek bu kararı vermiştim. Dolayısıyla içimde zerre pişmanlık olmadığı gibi heyecanlıydım.
Fal baktırma sırası bana geldiğinde gerginliğimi gizlemeye çalışarak kadının karşısına oturdum. Gözlerine ve yüzündeki çizgilere odaklandığımda bir şey hissetmemiştim. Bu nedenle zihnimde oluşan olumsuz düşünceleri iteledim ve kadının hareketlerini incelemeye koyuldum. O sırada dudaklarından dökülen kelimeler yavaşça yaklaştı ve idrak edebilmem için bekledi.
" Neden ölmek istedin?" diye sormuştu bana. Duygu ve düşünce değişimlerini görmesini istemediğimden ifadesiz bir biçimde ona bakmayı sürdürdüm. Cevap vermedim. O ise konuşmaya devam etmişti. Bu süre zarfında söylemiş olduklarının bir kısmından etkilendiğimi itiraf etmem gerek. Ne kadar inançsız olsam da bilemeyeceği ve göremeyeceğinden emin olduğum şeyleri dile getirmiş olması kafamda birtakım soru işaretlerini uyandırmıştı. Seansın sonunda söyledikleri ve tavırları ise aklımı tamamen karıştırmış, kısmen korkutmuştu.
" Sana bir şey söyleyeceğim Eda. Hiç var olmamış biri gibi davranmayı bırakıp aynaya bakmalısın. Her gün uyandığında ilk iş aynaya bak. Uzun bir süre gözlerinin içine bak ve gör. İşte o zaman ne demek istediğimi anlayacaksın." 
Ve böylece hayatımdaki ilk kırılma gerçekleşmiş oldu.


İlk iş odama bir ayna aldım ve yansıyan görüntüye bakmak yerine görmeye çalıştım. Kim olduğumu, neleri sevdiğimi, neleri yapabileceğimi, insanların benim üzerime yüklemiş olduğu sorumlulukları, kabul etmediğim tabularımı, korkularımı, zayıflık olarak gördüğüm özelliklerimi, nefret ettiğim zorunlulukları ve sevmeye çalıştığım bedenimin arkasın gizlenen her şeyi görmeye çalıştım. Ne istiyordum bu hayattan? Kim olmak istiyordum? 
Yıllarca bambaşka karakterler yaratmış ve onların hayatlarını inşa etmiştim sarı kağıtların üzerinde. Peki, önümdeki kağıda kendim için yazacak neyim vardı? Gözlerimi kapatıp kendimi elimdeki kalemin hükmüne bıraktım. Kelimeler yaratılırken nefes aldığımı, yaşadığımı hissetmeye başladım. Yaşamak istediğimi, var olmak istediğimi anladım. Bir başkası olarak değil, başka bir hayatın içinde değil. Bu hayatın içinde, bu insanların arasında Eda olarak var olmayı seçtim. Kendim için tasarladığım maskenin içine bu şekilde hapsoldum.


Bütün bunlar olurken kendimi tam anlamıyla keşfedebilmek için kaburgalarımı yarıp içimi açmam gerektiğini bilmiyordum. Bunu sevdiğim adam için tesadüfen yaptığımda fark etmiştim. Ve o an ikinci kırılma gerçekleşmişti. 
Hayatımın yönü, var olduğunu düşündüğüm kişiliğim yavaşça değişti. İnsan kaburgalarının ardında gizlenen benliğiyle çırılçıplak bir şekilde karşılaşınca sınırları olduğunu düşündüğü her şeyin sonsuzluğun ufak bir yansımasından ibaret olduğunun farkına varıyor. Kendi karanlığının içinde kaybolacağını bile bile hiçliğin içine adım atmak ise hiç kolay bir seçim değildi. Her şeye rağmen bu yolculuğa devam ettim. Her adımımda kendim ile alakalı yeni bir şey keşfettim. Ve bir umut, ufacık bir umut onu orada içimde bulabilmeyi istedim. Orada yoktu. Hiç olmamıştı.


Yıkılmış duvarların altında kalmıştım bu yolculuğun sonunda. Vücuduma geçirilen zincirlerden kurtulduğumu düşünürken daha da sıkı bir şekilde beni çevrelediğini görmek olduğum yere sabitlenmeme neden oldu. Meğer aştığımı düşündüğüm bütün korkularım, tabularım, bana uygulanan fiziksel ve psikolojik şiddet orada karşımda duruyormuş. Ve ben bunca sene kaçmaya çalıştığım her şeyin şekil bulduğu bir bedenin kölesiymişim. 
İnsan hissettiği şeylerin gerçek olduğunu, var olduğunu nasıl anlar? Dönüp baktığımda hissettiğimi düşündüğüm bütün o duyguların orada hiç olmadığını fark etmek beni daha da yıprattı. Onun beni sevmemesinden daha çok benim onu sevdiğimi sanmış olmama üzülüyordum. Çünkü bu yaşadıklarımı manasızlaştıran, hüzünlerimi değersizleştiren bir gerçekti. Ben hisleri için her şeye rağmen savaşmayı kabul etmiş bir tutku düşkünüydüm. Ama emin olduğum bir şeyde bile böylesine yanılıyor isem kendim hakkında gerçek olduğunu düşündüğüm diğer şeyler de bir yanılmadan ibaret olabilir miydi?


Ve üçüncü kırılma ile birlikte yarattığım maskenin farkına vardım. Yavaşça onu yüzümden çıkardım ve kenara koydum. Zihnimde yarattığım bir figüre dönüşmeye çalışmak beni daha mükemmel biri yapmayacaktı. Zaten bu hayattaki en büyük kusur mükemmellik değil miydi?
Aynaya yaklaştığımda görmekten kaçındığım ne varsa yavaşça belirirken varlığımı sorgulamaktan vazgeçmem gerektiğine karar verdim. Kendimi şişman, çirkin, ezik, zayıf, güçsüz, bencil, korkak gibi terimlerle tanıtmayı bırakıp olduğum kişiyi her şeye rağmen sevmeyi denedim. Çünkü kaçırdığım asıl nokta tam olarak buydu. Ben kendime sarılıp dokunmazsam, kendimi sevmezsem bir başkasını nasıl kabul edebilirdim benliğimde? Nasıl sevebilirdim? Ya da kim sevebilirdi beni?
Sevmeye ve sevilmeye böyle başladım.


Ruhum incinmiş, bedenim yaralarla dolmuştu geçen süre boyunca. Bana sarılan ve içimi ısıtan her insana kanmak saflık mıydı bilmiyorum ama en çok ihtiyacım olan da buydu galiba. Küçük bir kız çocuğu edasıyla günün sonunda bana sımsıkı sarılacak ve saçlarımdan öpecek birinin hayatımda olması umudunu taşımaktan içten içe utanç duysam da bunu arzulamaya devam ettim. Ta ki bütün umudum ve gücüm tükenene kadar.
Sonrası ve günümüz arasında geçen süreci dalgalı ve fırtınalı bir okyanusun ortasında yönünü kaybetmiş küçük bir sandal olarak özetleyebiliriz. Ne yapacağımı, ne düşüneceğimi ya da ne hissedeceğimi bilmediğim bir dönem.


Hala o dönemin getirdiği buhranın içindeyim. Bir şeyleri değiştirmek istiyor ve bir şeyler hissedebilmeyi umut ediyorum. Ucundan köşesinden yakaladığım bütün arzular günün sonunda elimde kalmaya devam ederse kendimi yatağıma sonsuza kadar hapsetmeyi düşünebilirim. Zira yoruldum. Karşılık alamadığım ve karşılık veremediğim bütün hislerden yoruldum. Hiçbir şey hissetmeden başlayan ve biten aksiyonlardan da yoruldum. Bundan sonra ne olur, başıma ne gelir bilemiyorum. Umudum yalnızca mutlu olabilmek yönünde. Bir de sıkıca sarılabilmek...




20 yorum:

  1. senin inanılmaz etkileyici bir dilin ve anlatımın var. insanı parça parça eden :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim Deep. Senden bunları duymak gurur verici.

      Sil
    2. he yav. böyle dili var hala diyor yatağa hapsolucam. valla aldımmı elime terliğiii :)) (bunak man walking)

      Sil
    3. Hahaha teşekkür ederim böyle güzel şeyler duyunca inanılmaz mutlu oluyorum.

      Sil
  2. Ben de yazım dilini çok samimi buldum.Maskesiz.Emeğine sağlık deyim ben de :)

    YanıtlaSil
  3. Gerçekten güzel yazmışsın

    YanıtlaSil
  4. Adsız6/19/2018

    Vaovvv...
    Uzun bir yazı olmasına rağmen etkilenerek ve senin sandalınla bu yazının oluşturduğu anlamsal bir okyanusta sürükleniyormuşum gibi hissettim...

    Lütfen kendini sevme çabalarını bırakma. Hatta inan bana, çabalamana da gerek yok. Sadece sevmeye bak lütfen. Sadece sev, katışıksız bir şekilde..:)
    Çünkü insan ancak kendini severse mutlu, özgüvenli ve kendisiyle barışık olabilir, öyle değil mi? :)
    Bu arada bana sorarsan falcılar onların paralarını sömürmek amacıyla insanların duygularıyla oynuyor. "Neden ölmek istedin?" diye sorması insanın içinde duygusal bir bomba oluşturma amacını güden bir strateji aslında. Ve onlar da biliyorlar ki, birçok insan hayatında bir kere de olsa ölmeyi istemiştir. Her neyse.

    Seninle tanıştığıma çok memnun oldum! O yazında bahsettiğin okyanustaki sandalının, gökyüzünde kararlı bir şekilde ilerleyen bir uzay roketine dönüşmesini ümit ediyorum! ^_^

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne kadar güzel bir yorum! Falcılar konusunda sana hak veriyorum aslında. Hayatımın hiçbir döneminde fal olaylarına inanmadım ama yine de içimdeki fal baktırma arzusuna engel olamadım. O gün hayatımda da öyle bir şey gerekiyormuş sanırım. İnsanın kendisini sevmesi kolay değil ama yavaş yavaş oluyor sanki. Dediğin gibi ancak kendimizi sevdiğimizde mutlu ve özgüvenli olabiliyoruz. Ben de seninle tanıştığım için çok mutluyum. Çok teşekkür ederim bu güzel yorumun ve iyi dileklerin için. Umarım hepimiz için güzel şeyler olur bu hayatta.

      Sil
  5. son yazıma bi bak amaaağğğğ :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim Deep, sen muhteşem bir insansın.

      Sil
  6. Çok güzel yazıyorsun
    Deep sağ olsun geldim
    Çok güzel bir anlatımın var
    Çok güzel duygularinı anlatıyorsun
    Samimi olduğunu düşünüyorum mavi kalbim seninle 💙

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim yorumunuz için. Sizi burada görmek ne hoş :)

      Sil
  7. Takip butonunu bulamıyorum ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bloğun üstünde yer alt alta üç çizgi bulunan kısma tıklamanız gerekiyor. Eda Demir yazısının yan tarafına tıklamalısınız yani. Umarım anlatabilmişimdir.

      Sil
  8. Çok uzunca bir süre sizinkine benzeyen yoğun duygularla yaşadım. Hepsi geçiyor ama yine gelmeyecekleri anlamına gelmiyor. Benim öğrendiğim kendi içinde mutlu olamazsan hiç kimse ve hiçbir şey seni mutlu etmiyor. Kendini deliler gibi sevip inanmadıkça kimsenin sevgisini göremiyorsun. Her şey sen de başlıyor ve bitiyor, aynadaki çocukla barışmak gerekiyor. Çok güzel bir yazı, kaleminize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunuz için teşekkür ederim. Ah keşke tam anlamıyla kendimi sevebilsem ve barışabilsem... Oldukça zor bir durum ama yapmak için uğraşıyorum.

      Sil
  9. Güzel bir anlatım. Emeğine sağlık. Takipteyim. Bana da beklerim. Sevgiler :)
    www.mutluyazar.com

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim, mutlaka yazılarınıza uğrayacağım.

      Sil