Gecenin yansımaları kadının dudaklarından akıyordu. O dudaklar ve dolgun bedeni mikrofana iyice yaklaşmış, yükselen melodinin etkisiyle hiçliğin içinde kaybolur gibi hareket ediyordu. Hırıltılı sesi ise dört duvarın içindeki herkesin kulağına değiyor ve ufak bir öpücük bırakıyordu geceye. Fark etmesi zor değildi. Bu kadın büyük bir acıyı gizliyordu damarlarında. Tek bir çizik yeterliydi kanın akıp sırrın ortaya çıkmasına...

J'avoue j'en ai bavé pas vous mon amour

Avant d'avoir eu vent de vous mon amour
Ne vous déplaise
En dansant la Javanaise
Nous nous aimions
Le temps d'une chanson

Elimde lekeli bir kadeh ve yanı başımda gürültülü caddeye açılan kırık bir kapı... Kadının göğsünden ruhuma kadar uzanan o hırıltılı sesin içinde gözlerimi hafifçe kısıp sigaramı dudaklarıma götürdüm. Öyle bir duman olsun ki istedim, öyle bir duman olsun ki ben şimdi boğazıma sarılan bu el yüzünden öleyim. Sessizce sanki hiç ölmemişcesine uğultular içinde gözlerimi kapatayım ve devrilsin içinde son bir yudum şarap kalmış olan lekeli kadeh. Ah ne salakça! Benim iznimi dahi almadan gözlerimden dökülen bu acı öyle manasız ki...
Bakışlarımı elimdeki sigaraya yönelttim. Ufacık bir kıvılcım yetiyordu yok oluş için. Gerçekten yok olmak mümkün mü? Ya geriye kalan küller? Merak ediyordum, sahnenin ortasında onca ışığa rağmen kapkaranlık kalan bu kadın neydi tam olarak? Rüzgarın dağıttığı bir kül mü yoksa bir sigara mı? Yanmak için bekliyor mu yoksa zaten yanmış mı? Sanırım cevap kadının sesinde gizliydi. Ağlamaklı ama bir o kadar da boğuk ve hırıltılı sesin altında şüphesiz birkaç paket sigara,viski ve terk ediliş yatıyordu. Ve hiç şüphesiz o bu dünyada yananlardandı.
Koluma bir el uzandı. Bakışlarımı ve kafamı kaldırıp bana dokunan kişiye nefretle baktığımda şaşırdım. Müziğin durmuş olduğunu, kadının sahneden indiğini ve insanların çoğunun gitmiş olduğunu fark ettim. Sanki bir rüyadan uyanmış gibiydim, hissettiklerim tuhaftı. Bana dokunan adam karşımdaki sandalyeyi yavaşça çekti ve gözlerini benden ayırmadan oturdu. Neyi görmeye çalışıyordu? Akmış rimelimi mi?
" Bu izler ne?" dedi koluma bakarak. Yüzünde hiçbir duygudan eser yoktu, benim gibi.
" Azrail beni sevmiyor, bu da onun benim aşkıma vermiş olduğu bir cevap." Elimde tuttuğum boş kadehe odaklandım. Bu camda kaç kişinin dudak ve parmakları gizliydi acaba? 
" Kaybedenler kulübüne hoş geldin demek!"
Bakışlarımı yabancıya odakladım. Yüzündeki çizgiler, hafifçe grileşmiş saçlar ve titreyen eller bana bir yerden tanıdık geliyordu. Sanırım aynı annenin çocuğuyduk biz. Tanrı'nın hükümdarlığını kabul etmeyen asi evlatları olarak cezalandırılan ve çöplüğe atılan çocuklardık.
" Şimdi, eğer benimle bu kapıdan çıkarsan, içindeki ölüme yalnızca beş dakikası kalmış o umudu kullanırsan benim için, sana bir şey göstermek istiyorum." Karşımdaki adamın bana ne anlatmaya çalıştığını ya da ne göstermek istediğini bilmiyordum. Umurumda da değildi. Fakat kadının sahneden inmesiyle sessizleşen bu dört duvardan kurtulup gürültülü caddeye atmak istiyordum kendimi. Bu nedenle hızla masadaki sigara paketini çantama attım ve kalktım ayağa. Açılan kapının ardındaki gerçeklik ve hava yüzüme vurduğunda ise çok geçti. Neden bu köhne mekana sığındığımı ve saattlerce burada gizlendiğimi o an hatırlamıştım. Çünkü bu gece benim son gecemdi.



6 yorum:

  1. Şimdiye dek en beğendiğim bu oldu. Çok geliştin. Alkış..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Elimden geldiğince kendimi geliştirmeye çalışıyorum.

      Sil
  2. Çok iyi sahneyi gözümde canlandırdım

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim yorumun için :)

      Sil