Karanlık bir dünyanın ortasına doğdum. On altı yaşında anne olmuş genç bir kızın çocuğu olarak dünyaya geldim. Hayalleri yıkılmış, bedeni yaralarla dolu umutsuz bir çocuğun çocuğu... İstemediği bir hayata , adama ve istemediği bir yaşama hapsolmuş genç bir kızın son günahıydım. Okumak isterken, sınırsız hayaller kurarken dört duvara hapsolup bir bebeğin çığlıkları ile boğuşacağını hiç tahmin etmemişti. Böyle bir hayatın onu beklediğini fark etmesi imkansızdı çünkü. Ama herkes o hariç herkes onun bu hayatı yaşaması gerektiğine emindi. Büyük bir kalabalık güle oynaya, yaptıklarından gayet memnun bir şekilde on beş yaşındaki kızı evlendirdi. Ve kimsenin dur diyecek ne cesareti ne de ruhu vardı. Onca insan tam olarak ne hayal etmişti? Ben söyleyeyim, bedenindeki çürükler ve küçük bir çocuğun feryatları ile nefes almak için bile açamadığı pencerenin önünde ölmek için yalvaran bir kız çocuğu... Bu değildi hayalleri ama buna dönüşmüştü o genç kızın yaşamı.
Ben ise tüm bu olanlardan habersiz ama her şeyi en derinden hissederek yaşadım onca yılı. Hatta çocukluğuma dair anılar belli belirsiz gözlerimin önünden geçerken o ana ait hisler hiç eskimemiş bir şekilde bedenimde kendini belli ediyor. Tüm o korku, acı, özlem... Her şeyi yeniden yaşıyormuşum gibi hissetmek oldukça zor benim için. Çünkü geçmişimden gelen bir gölge var asla kurtulamadığım. Kimsenin bilmediği büyük sırlarım ve acılarım var. Ve bugün yıkılan duvarların altında kalmasını sağlayacağım geçmiş olan bütün acıların.
Çocukluğumun ilk dönemini neredeyse hiç hatırlamıyorum. Akrabalarımın ve annemin anlattıklarından yola çıkarak kendi bilincimin bana yansıtmış olduğu görüntüleri birleştiriyorum. Ortaya çıkan tabloya göre oldukça annesine bağlı ve annesinin eteğinden ayrılmayan küçük bir kız çocuğu olduğumu söyleyebilirim. O dönem mutluluk kelimesi anlam ve önemini yitirmiş olsa da kendi çapımızda yaratmış olduğumuz dünyanın içinde umuttan ve mutluluktan faydalanmaya çalışıyoruz. Birlikte kalarak ve birbirimizi severek içinde bulunduğumuz şartlara, hayata alışmaya gayret ediyoruz. Zira annemin ve benim görmüş olduğum baskılar bize başka bir seçenek bırakmıyor. İkimiz de cahil ve ne yapacağını bilmeyen çocuklarız sonuçta.
Ne kadar negatif ve olumsuz olaylar yaşanmaya devam etse de uzun bir süre oldukça enerjik ve mutlu bir çocuktum. Dışarı çıkarılmama izin yoktu, annemin gördüğü baskıyı ben de görüyordum fakat evin içinde dostlarım vardı mesela. Koltuklar, oyuncaklar, diş fırçası... Onlarla konuşuyor ve oyun oynuyordum. Bunlar beni mutlu eden ufak detaylardı. Cansız birer eşya değildi benim gözümde. Kafamda kurmuş olduğum dünyanın kahramanıydı onlar. Hayal gücü yüksek fazlasıyla hayalperest bir çocuktum anlayacağınız. Ee o dönem bilgisayar, telefon, tablet gibi şeyler olmayınca insan kendi zihniyle ister istemez baş başa kalıyor. Ben de kendi zihnimin yarattığı dünyanın içinde gayet mutluydum. Özellikle duvara çarpı işareti koyup uzun bir süre öylece o çarpı şaretine baktığımı hatırlıyorum. Duvara bakarken kah gülüyor kah ağlıyordum. Sebepsiz yere değildi elbette! Hayalimdeki şeylere verdiğim tepkiydi bütün bunlar. Ama bir gün babaannem beni hareketsiz bir şekilde oturmuş duvara bakıp gülerken görünce öfkesini gizleyemedi. Kendi kendime konuşmamalıymışım, öyle tuhaf şeyler yapmamam gerekiyormuş. Bunu ancak deliler yapar dedi. O dönem delinin ne demek olduğunu bilmiyordum. Ama kötü bir şey olarak düşünmemiştim. Ta ki yaptığım bu zararsız şey yüzünden anneme kızana kadar... Ve herkes yaptığım bu zararsız şeyi korkunç bir hareket olarak tanımlayıp ortalık karışana kadar... Oysa sadece hayal ediyordum. Kurtulamadığım bu dört duvarın ardında mutlu bir dünyada koşuşturduğumu hayal ediyordum.
Okula başladığım dönem ise herkesi şaşırtmış ve annemden ayrıldığım için ağlamamıştım. Annesinden bir dakikalığına ayrılsa bile çığlıkları ile dünyayı inleten çocuk okula gittiği, saatlerce annesinden ayrıldığı için mutluydu. Çünkü hiç görmediği bir dünyanın içine atlamıştı aniden. Artık her gün dışarı çıkabilecekti mesela. Bir sürü insan görecekti, oyun oynayacaktı. Herkesin korktuğu okul benim için bir kurtuluş olmuştu. Ve bu dönem tuhaf bir şekilde annemin bana karşı sevgisi azalmamış olsa da öfkesi artmıştı. Bir şey döktüğümde, yanlış bir şey söylediğimde ya da anlamadığım herhangi bir davranışta bulunduğumda öfkeyle karşılaşıyordum. Bu bazen bir tokat bazen sertçe itme bazen ise hakaretler ile bağırmak şeklinde oluyordu. Bu durum şiddetini giderek artırırken neler olduğunu anlamakta güçlük çekiyordum. Çocuğum zaten annemin neler yaşadığını ya da neden bana böyle davrandığını o dönem anlamam mümkün değildi. Yalnızca gördüğüm şiddetten etkileniyor, anneme duyduğum merhamet ve şefkat yerini nefrete bırakıyordu. Zaman geçtikçe daha enerjik, girişken, mutlu bir çocukken sessizleşmeye ve korkmaya başlamıştım. Bir şeyler söylemekten ve yapmaktan çekinir hale geldim. Okulda parmak kaldırıp yanlış bir şey söylemekten çok korkuyordum. Çünkü öğretmenimin de tıpkı annem gibi bana şiddetle yaklaşmasından endişe eder hale gelmiştim. Dedem parka çıkmama izin vermeye başlamıştı ama insanlarla olan iletişimim yaşadığım korkudan ve gerilimden dolayı giderek azalıyordu. Parktaki diğer çocuklarla oyun oynamak, onlarla konuşmak benim için zor bir görev haline gelmişti. Bunun sebebini o dönem  saçlarıma bağlamıştım. Çünkü annem saçlarımı sürekli üç numara kestiriyordu. Erkek gibi görünüyordum. Hatırladığım kadarıyla bu durumun sebebi dedemin kıvırcık saçlarımı sevmiyor oluşuydu. Saçlarım belki düzleşir umuduyla ve dedemin kestirin şunun saçlarını emriyle kısacık saçlar ile dolaşmaya başlamıştım. Uzun olduğunda da sürekli örülüyordu ya da toplamak zorunda kalıyordum. Bugün bile dedem kıvırcık saçlarımdan pek hoşlanmıyor. Saçlarımın kısa olması, erkek çocuğuna benzemem beni diğer çocukların dışlamasına yol açtı. Çeşitli dalga geçme olaylarına maruz kaldım. Benimle iletişim kurmak istemediler, ezik olduğumu düşündükleri için. Benimle arkadaşlığını kesmeyen ve her şeye rağmen konuşan tek kişi yıllardır dost olduğum yirmi bir yıllık arkadaşımdı. Bu tarz dışlama olayları arttığında daha sessiz ve asla konuşmayan bir çocuk haline geldim. İnsanlarla tanışmıyor, onlarla oyun oynamıyordum. Çünkü çok korkuyordum insanların benimle dalga geçmesinden. Beni sevmemelerinden ya da beni dışlamalarından inanılmaz korkuyordum. Özellikle okulda teneffüslerde herkes bahçeye çıkıp oyun oynarken ben sıramda öylece oturuyordum. Bu durumu aşmama yardım eden kişi yine çocukluk arkadaşım olmuştu. Beni her yere yanında götürüyor, konuşmam için sürekli soru soruyor ve insanlarla tanıştırıyordu. Oynadıkları oyunun içine beni de alıyor ve yalnız kalmamam için elinden geleni yapıyordu. O dönem ve ondan sonraki hayatımın her döneminde beni elimden tutup bana yardım eden, birçok fedakarlıkta bulunan kişidir kendisi. Kimse benimle konuşmazken benimle konuşan, kimse benimle arkadaşlık etmezken benimle arkadaş olan insandır. Aramızda birçok kıskançlık, kavga, tartışma olmuş olsa da günümüzde dahi yalnız olduğum her an gelip hadi şununla tanış, hadi gel şuraya gidelim demeye devam ediyor. İflah olmaz bir yardımsever kendisi.
Arkadaşlık konusunda gökten gelen ilahi bir yardım sonucu şanslıydım. Fakat evin içinde yaşadığım buhran artarak devam ediyordu. Annemin sinir krizlerinden kaçmanın bir yolunu bulamamıştım. Odama kapandığımda daha da deliriyor ve bana daha çok fiziksel zarar veriyordu. Bu dönemde elimden gelen hiçbir şey olmadığı için Allah'a sığındım. Geceleri yatmadan önce tavana bakıp dua ettiğimi hatırlıyorum. Başlarda içinde bulunduğum durumun daha iyi olması için Allah ile konuşuyordum. Gerçekten içimde gerçekten Allah'ı hissediyordum. Onun varlığından emindim ve beni izlediğini biliyordum. Bana bu hayatı veren oydu, bana bu kaderi yaşatan yine oydu. Ne yapacağımı, ne karar vereceğimi hangi yolu seçeceğimi izliyordu. Ve belki de doğru seçimi yapacağımdan emindi. Ama yapmadım. Şuan onu içimde hissedemiyor olmamın sebebi belki de benden gitmiş olması...
Doğru seçimi yapamayışımın nedeni yaşadığım şeylerdi hiç şüphesiz. O yaşta güçlü davranabileceğimi düşündü belki de ama güçlü davranamadım. Aklımda yer edinen ve hiç unutamadığım bir diğer olay neredeyse boğulduğum o andı. Ama kötü olan boğulmak değil beni boğan kişiydi. Yere çökmüştüm hıçkırıklarla ağlıyordum. Yediğim tokatların, hakaretlerin sebebi neydi hatırlayamıyorum. Bir yaramazlık mı yapmıştım? Oldukça korkak ve sakin bir çocuk olduğum için pek sanmıyorum annemi rahatsız edebilecek bir harekette bulunduğumu. Ama bir şekilde onun sinirlenmesine sebebiyet vermiştim. Bunu yere kapaklandığım vakit çok detaylı düşünemedim. Annem gelip giydiğim kıyafetin şapkasından tutarak beni kaldırmaya çalıştığında çığlıklarım artmıştı. O kuvvetle şapkayı yukarı doğru kaldırırken kıyafet boğazımı sıkmaya başladı. Bir noktadan sonra öyle sert çekiştirdi ki nefes alamadım. Çığlıklarım durup ses çıkarmadığımı anlayınca kıyafetimin şapkasını aniden bıraktı ve ben yeniden yere kapaklandım. Aynı anda öksürüp aynı anda nefes almaya çalışırken çıkardığım seslerin ötesinde annem şoka uğramıştı. Ne yaptığının farkında değildi belki. O sırada titreyen bacaklarımın üstünde doğrulup odama kaçtım ve kapımı kilitledim. Korkudan bayılacak gibi olduğumda başımı tavana doğru kaldırdım ve Allah'ı görme umuduyla uzun bir süre baktım. O günden sonra dualarım şekil değiştirdi. Artık daha iyi bir hayata kavuşmayı ya da mutlu olmayı falan istemedim. Ölmek istedim sadece. Uyuduğum vakit uyanmamak için her gece dua etmeye başladım Allah'a. Ve inancım dua ettiğim gecenin sabahında gözlerimin açılmasıyla yok olmaya başladı. Tamamen Allah'tan umudumu kesip öyle birinin olmadığını anladığımda ilk intihar denemem başarısızlıkla gerçekleşmiş oldu. O yaşta ölüm kelimesinin anlamından bile emin değildim. Bir insan yaşamına nasıl son verir bilmiyordum. Ama yine de sabah uyandığımda evde kimsenin olmadığı bir gün mutfağa gidip çekmeceden yavaşça çıkardığım bıçağı karnıma dayadım. Tabi ki bıçakla kendimi deşmem mümkün değildi. Çok az kesmiştim yalnızca ve akan kanı görür görmez bıçağı elimden bırakıp ağlamaya başladım. O gün benden belki de ömür boyu hiç ayrılmayacak bir düşünce zihnime yerleşti. Ölüm...
 Başarısız intihar deneyimi ardından sürekli ağlayan, asla gülmeyen, vücudunun çeşitli yerlerinde izleri olan, hiç konuşmayan bir çocuk oldum. Öncelikle öğretmenlerim bu durumun farkına vardı. Ardından ailemle çeşitli görüşmeler yapıldı ve benim bir psikolog ile tedavi görmem gerektiğine dair bir kanaat getirildi. Bu dönemde ilkokul arkadaşlarımın çoğu bana destek oldu. Sebepsiz yere hıçkırarak ağlamaya başladığımda, kafamı sıraya koyup kendimi bütün insanlardan bu dünyadan soyutladığımda, hakkımda kötü yorumlar yapıldığında ve benimle dalga geçildiğinde o insanlar benim yanımda oldu. Sanırım çocukken birbirimizin en derinlerde hissetmiş olduğu acıyı anlamamız daha da kolaylaşıyordu. Benim için yaptıkları, birbirimiz için yaptığımız şeyler gözlerimin önüne gelince bunca şeyin tesadüf olmadığını anlıyorum. Bizim, her birimizin o sınıfta toplanmış olmasının bir sebebi vardı. Çünkü hepimiz aynı kaderi yaşıyorduk. Hepimiz farklı olaylarla aynı acıyı tattık. Köhne bir mahallenin cılız çocukları... " Geldiğiniz yeri, kim olduğunuzu asla unutmayın!" demişti bir hocamız. Bugün arkamda gizlenen geçmişe baktığımda çocukluğumla yüzleştiğimde başım önüme eğiliyor. Utanıyorum bazen... Ama gurur da duyuyorum. Bu çocuğu büyüttüm ve böyle bir kadın yaptım diyorum. Bütün korkularımı, zayıflıklarımı, acılarımı büyüttüm. Yaşadığım her şeyin, o çaresiz küçük kızın başına gelenlerin bir sebebi vardı. O da güçlü bir kadın olabilmek... Kimseye tamahı olmayan, başını eğmeyen, sevgi dolu, dürüstlükten, doğrudan ayrılmayan, eline, beline, diline hakim olan, hür cihan yolunda, aydın, kültürlü ve daha aklıma gelmeyen birçok özelliği barındıran bir kadın olabilmek için bu hayatı yaşıyorum.
" Değildir şir-i der-zencire töhmet acz-i akdamı." Zincire vurulmuş aslanın ayaklarının güçsüzlüğü onun suçu değildir demiş Namık Kemal.
Yaşadığınız her ne varsa onu yol bilmeli ve yolun sonunu bulmaya çalışmamalısınız. Çünkü son sizsiniz. Bu nedenle bir şeylere ağlamak, vah etmek, üzülmek bizi bir yere götürmez. Sürekli geçmişin hesabını kapatmaya çalışmak, yaşadığımız acıları büyüterek kendimizi yataklara atmak hiçbir şeyi değiştirmez. Ben vakti zamanında çocukluğumla vedalaştım ve yaşadığım her şeyi  kabul ettim, onların bana kattığı iyi ya da kötü etkileri bir şekilde benimsedim. Kötü ya da iyi fark etmez bir şekilde yaşadıklarım hem karakterimi, hem psikolojimi etkiledi. Benim elimden gelen bu etkileri fırsata çevirebilmektir yalnızca. Ben de hala bunu yapmaya çalışıyorum. Yaşadıklarımı ve bunun etkilerini iyi bir şeye dönüştürmek için çabalıyorum. Her zaman kötü bir çocukluk geçirmiş olmanın beni çok iyi bir anne yapacağını düşünmüşümdür mesela. Bu yaşadıklarım beni bu şekilde eğitti çünkü. Dolayısıyla bu yazıyı okuyan ve hayatında nice kötü olaylar yaşamış kimselere tek tavsiyem kaçmamaları. Yaşadıklarınızdan, hissettiklerinizden, korkularınızdan, zayıflık olarak düşündüğünüz davranışlarınızdan kaçmayın. Kabul edin ve yolunuza bu şekilde devam edin. Ancak o zaman o zincirlerden kurtulursunuz ve güçlü bir birey olabilirsiniz.
Umarım bu dünyanın en masumları olan çocukların gözlerinden yaş dökülmez, tarifi olmayan acılar ile sınanmaz ve korkunç olaylara şahit olmak zorunda kalmazlar. Bunun için bizim elimizden ne geliyorsa yapalım.
Bütün çocuklara hayallerindeki dünyayı gerçekleştirebilmelerini diliyorum. Kendinize iyi bakın, hoşçakalın.







17 yorum:

  1. Gozlerim dola dola okudum. Herkesin bir cocukluk donemk iyi ya da kotu gecmistir.. bu hayat yolculugunda cok daha guclu adimlarla sevgiyle ve saygiyla devam etmenizi dilerim karsiniza iyilikler ciksin.. konusmak isterseniz hep burdayim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim yorumun ve güzel dileklerin için. Umarım hepimizi iyilikler ve mutluluklar bekliyordur. Bir şekilde atlattım geçmişimde yaşadıklarımı ama böyle zaman zaman hatırladıkça kötü olurum.

      Sil
  2. of yaaa, senin hayatın değil mi bu, bunların sonunda gerçekten de güçlü olmuşsun evet, evet geçmişle bağlarını koparmak iyi, nasıl olsa geçmiş, kendine başka geçmiş yarat hatta, bugün ve gelecek huzur getirsin sana, yaşamak güzeldir, her şeye rağmen.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Geçmişle yaşamak, bir türlü kötü anıları unutamamak insana zarar veriyor. Bunu fark ettiğimde yaptığım ilk iş unutmaktı yaşadıklarımı. Daha burada anlatamadığım bir sürü özel konular var. Hepsini zamanla sindirmeye çalıştım. Ve beni etkilememesi için yoluma devam edebilmek için de güçlü durmaya çalıştım. Hala da bazı şeylerin üstesinden gelmeye çalışıyorum.

      Sil
  3. ayrıca, bu yaşananlar sonunda iyi ve olumlu bir insan olman da senin büyük başarın ki :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hiç pozitif bir insan değilim aslında. Dışardan baktığında depresif ve negatif düşüncelerle dolu biri olduğumu rahatça görebilirsin ama her şeyin ötesinde pozitif ve umutlu bir yanım daha var. O yanımı kullanmaya çalışıyorum diyelim.

      Sil
    2. ah evet bak zihninde depresif şey çok evet ruhunda var evet belli yani bu ama yaşadıklarından dolayı olan bişi elinde değil senin ama sen olumsuz değilsin hiçbir şekilde bütün yazdıkların umut dolu ve iyimser, sen yazarken kusup atıyon o depresiteleri :) olumsuz olsan yaşayamazdın dibe vururdun valla, eh instadan da izledim seni ya hep yanii, depresif olumsuz insan yüzü yok sende maalesef :)

      Sil
  4. Bana psikiyatrımın söylediği bir cümle var "içince tüm yaşadıklarını unutup hayatına devam edeceğim bir hap yok dünyada, önemli olan bunların seni etkilemesine, kontrolünü kaybetmesine engel olmak" insanların yaşadıkları ne kadar kötü olursa olsun bir anlamda geçmişiyle barışıp ama geçmişiyle yaşamaması gerekiyor :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok haklısın kesinlikle! Keşke öyle bir hap olsa ve hepimiz kullansak... Ama maalesef bazı şeyler hafızadan hiç silinmiyor. Dolayısıyla güçlü kalarak, savaşarak, yolumuza devam etmek lazım.

      Sil
  5. Öncelikle seni tebrik ediyorum.Güzel bir yüzleşme yazısı olmuş.Hepimizin travmaları var ama bunu yazacak ve bununla yüzleşecek çok az insan var.Psikolojik Danışman olduğumu biliyor musunuz bilmiyorum ama yardıma ihtiyacın olur buralardayım :) Saygı ve sevgilerimle :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öncelikle çok teşekkür ederim. Blog dünyasının en sevdiğim yönü insanların anlayışlı ve yardımsever olması. Birbirimizi tanımıyoruz ama en ufak problemde destek olup yardım ediyoruz mutlaka. Bu beni çok mutlu ediyor. Kendimi kötü hissettiğimde mutlaka size danışacağım.

      Sil
  6. Hayat bize bazen böyle sürprizler yapabiliyor. Acilar insani güclendiriyor. Dayanip ayakta kalnayi basaran insan cok güclü oluyor hayata karsi 😊

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Katılıyorum size. Kimsenin hayatı mükemmel değil. Hepimiz kötü şeyler yaşadık, yaşıyoruz. Önemli olan bunların üstesinden nasıl geldiğimiz. Elimden geldiğince bu kötü olayları iyi bir şeye dönüştürüp güçlü kalmaya çalışıyorum.

      Sil
  7. Yazınız beni çok etkiledi, cesurca bunları anlatıp yüzleşebiliyorsunuz bravo, ne kadar güçlü bir insansınız, çok tebrik ederim ve bundan sonra hayatınızda sadece mutluluk olmasını dilerim...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim yorumunuz için. Kaçmanın bir faydasını göremediğim için artık yüzleşiyorum ve saklamıyorum. Yokmuş hiç olmamış gibi davranmıyorum. Umarım hepimizin hayatında huzur ve mutluluk daim olur.

      Sil
  8. Kendini ne güzel ifade etmişsin, tebrik ederim öncelikle. Geçenlerde Aile dizimi diye bir şey duydum, benim çok ilgimi çekti istersen bir araştır internetten. Atalarının günahları, negatif enerjileri senin üzerinde baskı kuruyor olabilir bu dizim ile yeniden hayata başlamış gibi oluyormuşuz. Bunu araştırdığımı gören bir abla bana "seninle başlamadı" adlı kitabı da önerdi onu da aldım ama henüz okumadığım için yorum yapamıyorum kitap hakkında.
    Hayattan öğrendiğim en önemli şey, aileden geçmişten akrabalardan kısacası herkesten ve herşeyden kendini ayrı tutabilme becerisi geliştirebilmek. Kolay değil ama hayatın amacı bu bence, kendi doğrunu bulmak.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim yorumun için. Aile dizimi konusunu ilk defa duyuyorum ve baya bir ilgimi çekti. Hemen ne olduğuna bir bakacağım. Bahsetmiş olduğun kitabı da not ediyorum. Bu tarz konular ilgimi çekiyor aslında. Ve çok haklısın, insan kendini yaratabilmek için her şeyden soyutlamalı öncelikle. Ancak bu şekilde kim olduğunu öğrenir ve kendi yolunu çizer.

      Sil