Şu hayatta en sevdiğim şey bilmediğim konularda sanki çok iyi biliyormuşum gibi konuşmaktır. Bu nedenle film ve dizi yorumları yapacağım zaman çok mutlu oluyorum. Her zaman belirttiğim gibi sinema dünyasına dair detaylı bilgiye ve bakış açısına sahip değilim. İzlediğim filmleri kendi zevkime ve görüşlerime göre yorumluyorum. Eleştiri yapmaya çalışmıyorum arkadaşlar. Dolayısıyla film eleştirisi yapan kardeşlerim nefretinizi başka yöne doğrultun.

THE SHAPE OF WATER



Guillermo Del Toro'nun filmi ile karşınızdayım. Bu yıl baya ses getiren yapımlardan biri oldu. Özellikle festivallerde tam not alan, çok önemli eleştirmenlerin övgüyle bahsettiği bu filmden bahsedelim istiyorum. Oscar yolculuğundan da başarıyla ayrılan filmin neden bu kadar sevildiğini ve bu övgüleri hak edip hak etmediğini konuşacağız bugün.
Del Toro'yu tanıyanlar bilir, sinema dünyasında farklı bir tarza sahiptir. Karanlık, fantastik dünyalardan kopup gelen tanıdık hikayeler ile karşımıza çıkmıştır. Açıkçası ben bu tarz filmleri pek sevmem. Bana hitap etmez ama Del Toro'nun baya geniş bir kitlesi var. Bu nedenle daha önce bu yönetmenin başka bir filmini izlemediyseniz göz atmanız gerektiğini söyleyebilirim. Böylelikle nasıl bir tarza sahip olduğunu, nasıl bir yönetmen olduğunu anlamanız kolaylaşır.
The Shape Of Water filmi de aynı minvalde yol alıyor. Karanlık sahneler, ütopik bileşenler, biraz Hollywood tarzıyla desteklenmiş kurgu... Ortaya böylesine bir filmi çıkartıyor. Benim için en önemli şey kurgudur ve o konuda sınıfta kaldığını söylemem gerek. Fazlaca klişe ögeler barındırıyor. Buradan da yola çıkarak popüler kültüre hizmet etmeye çalışan bir film olma hayali ile meydana gelmiş diyebilirim. Ayrıca estetik kaygılar taşıyan film hem vizyon  hem de festival filmi etiketini aynı anda taşıyor bence. İki taraftan da tam not almak istemiş yönetmen. Hem eleştirmenleri mutlu etmeyi amaçlamış hem de izleyicileri. Ve bu konuda başarılı olduğu kesin!
The Shape Of Water filmi soğuk savaş döneminde Amerika'da geçiyor. Dilsiz, ötekileştirilmiş, yapayalnız bir karakter ile karşılaşıyoruz. Elisa, o dönemde askeri ve bilimsel araştırmaların yapıldığı bir üstte temizlik görevlisi olarak çalışıyor. Monoton bir hayatı olduğunu, yalnızlığını Del Toro filmin ilk dakikalarında etkili bir şekilde izleyiciye aktarabilmeyi başarmış. Dilsiz olmasının verdiği yalnızlığı komşusu ve iş arkadaşı ile bir miktar aşmış gibi gözükse de aslında iletişim kurduğu diğer iki insan da toplum tarafından dışlanan ve kendi içlerinde yapayalnız olan kimseler. Dolayısıyla filmde genel olarak durulan ve üstüne basılan konulardan biri yalnızlık diyebiliriz.
Elisa her zaman olduğu gibi temizlik yaparken çalıştığı yere laboratuvara bir canlının getirildiğine şahit olur. Bu canlıyı insansı yapıda bir balık şeklinde tasvir edebiliriz. İnsanlardan farklı, türünün belki de tek örneği olan bu canlının yalnızlığı ve çaresizliği Elisa'yı etkiler. Kendisiyle o canlıyı bağdaştırır bir bakıma. Diğer insanlar Elisa'yı dilsiz olduğu için kusurlu biri gibi görürken bu canlı o farkın anlamından habersiz olmasıyla Elisa'yı olduğu gibi görmektedir. Filmde bu noktaya derin bir şekilde değinilmiş. Oradaki diyaloglar ve anlatılmaya çalışılan olaylar benim hoşuma gitti. Filmin konusu temel olarak böyle bir şey. Çok fazla hikayeyi anlatmaya ve spoiler vermeye gerek yok.

Filmde ırkçılık konusuna bariz bir şekilde değiniliyor. O dönemde hala siyahi insanların ayrıştırıldığını ve eziyet çektiğini anlatıyor. O insanların toplumdan bu şekilde dışlanarak ötekileştirilmesine, yalnızlaştırılmasına parmak basıyor. Diğer bir yandan gay karakterin toplum içinde bir yer edinememesinin altını çiziyor. Toplumun istediği şekilde davranıp güzel bir aileye, güzel bir arabaya, işe sahip olan adamın dahi kendi içinde yalnızlaşmasını gösteren Del Toro izleyicinin kafasında soru işaretleri oluşturup bu konular üzerinde biraz düşünmesini istiyor. Yalnızlığımızın, ötekileştirilmemizin sebebi her zaman toplumun istediği gibi bir birey olamamak değil, tam olarak toplumun istediklerini yaptığımızda dahi mutsuz ve yalnız olabiliyoruz. Burada asıl sorun ne onu bulmak gerekiyor. Toplum mu?
The Shape Of Water filmini beğendiğimi ve tavsiye ettiğimi gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Ama bana hitap eden bir tarzı olmadığı için çok fazla övüp dağlara çıkaracağım bir film değil. Güzel dipnotlara sahip, oyunculuklar inanılmaz başarılı. Özellikle Sally Hawkins karakteri muhteşem bir şekilde yansıtmış. Onun oyunculuğunu çok sevdim, diğer oyuncular da gayet başarılıydı. Sahneler ve çekimler temaya, konuya uygundu. Ben eksik veya kötü diyebileceğim bir şeye rastlamadım. Dediğim gibi Guillermo Del Toro özel bir yönetmen. İlginç ve oldukça başarılı yapımlar çıkartıyor. Siz onun tarzını seviyorsanız bu filmi zaten bayılarak izlersiniz.
Bu filmi izlemeden önce özellikle Türk izleyicilerin yorumlarını okuduğumda cinsellik üzerine çok fazla durulduğunu ve bu noktadan eleştirildiğini gördüm. Çok fazla ve gereksiz cinselliğin olduğu ve iğrenç bir film olduğu yönünde yorumlar ile karşılaştım. Arkadaşlar filmde en fazla beş ya da altı kez cinsellik kelimesinin anlamını karşılayacak sahne bulunuyor. Fazla değil bence. Elisa karakterinin mastürbasyon yapmış olduğu sahnelerin iğrençliğini ve gereksizliğini vurgulayan yorumların ne kadar komik olduğunu bilinçli bir izleyici iseniz anlarsınız zaten. Neden iğrenç olsun? Olan bir şeyi üstü kapalı olacak şekilde gösterip hikayenin gerçekçi taraflarını  yansıtmış. Bu tarz yorum yapan insanların çoğu hayatında hiç porno izlememiş olsa bir miktar anlarım ama bilgisayarın başından kalkmayan bu insanların kadın cinselliğine duyduğu nefreti anlayamıyorum.

Neyse sonuç olarak gayet güzel bir film ama bir miktar abartılmış diyebilirim.

ŞAHSİYET



Aman Allahım! Haluk Bilginer sen nasıl bir insansın? Hayran olmamak elde değil. Puhu Tv'de yayınlanan Şahsiyet adlı diziden bahsetmek istiyorum. Türk dizi tarihi adına bu günlerde mutlu oluyor ve geleceğe dair umutla bakıyorum. İnternet yayıncılığı ortaya çıktığından beri gayet başarılı ve büyük ilerleme kaydeden çalışmalar ile karşılaşmaya başladık. Bunlardan en önemlisi ve en yenilikçi iş kesinlikle Şahsiyet olmuş. Sevgili Onur Saylak yönetiyor ve sevgili Hakan Günday senaristliğini yapıyor. Hakan Günday'ın ne kadar muazzam bir yazar olduğunu bilmiyorsanız koşun gidin kitaplarını alıp okuyun hemen. Ayıp! Yeraltı edebiyatına önemli işler katmış kişidir kendisi. Türkiye'de böyle bir isme sahip olduğumuz için çok şanslıyız. Onur Saylak ise yönetmenlik kariyerine yeni yeni adımlar atıyor. Daha adlı uzun metraj filmini henüz izlemedim. Yine Hakan Günday'ın senaristliğini üstlendiği zaten Daha adlı kitabından uyarlanan bu filmi baya merak ediyorum. O filmi de izledikten sonra mutlaka yorumlarımı paylaşırım sizinle.
Şahsiyet polisiye, dram kategorisinde yer alan henüz altı bölüm yayınlanmış Türk dizilerine göre çıtasının baya yüksekte olduğu bir dizi. Kurgu hakkında çok yorum yapamıyorum henüz yeni olduğu için fakat olayların güzel bir şekilde işlendiğini ve kurgunun gidişatını beğendiğimi söyleyebilirim. Ama tahmin ettiğim gibi sonuçlanırsa kurgu beni tatmin etmeyecektir. Umarım tahmin ettiğim şeyler olmaz. Oyunculuklar ise gayet iyi! Haluk Bilginer'e söyleyecek hiçbir lafım yok. İnsan bir enerjiyi, duyguyu nasıl bu kadar güzel bir şekilde izleyiciye geçirebilir ya? Nasıl? Bu diziyi yükselten tek kişi Haluk Bilginer ve Onur Saylak'ın yönetmenliği. Üzgünüm Hakan Günday ve diğer oyuncular...
Onur Saylak yönetmenlik anlamında yenilikçi fikirler ile çıktı karşımıza. O sahneler, o kameralar nasıl bir şey? Işıklandırma, konumlandırma çok güzel. Kullandığı sinematik tekniklere bayıldım. Daha önce hiçbir Türk dizisinde böyle bir şeye rastladığımızı düşünmüyorum. Ben denk gelmedim en azından. Kuralların ötesine çıkıp ilginç çekimler yaparak ve diyaloglarla değil çekim taktikleri, kamera oyunları ile izleyicilere mesaj vermesi çok hoş. Ama Onur Saylak bizim o kadar zeki olabileceğimizi düşünmüyor olacak ki aynı zamanda o sahneleri diyaloglar ile destekleme yoluna başvuruyor çoğu zaman. Bu biraz can sıkıyor sevgili Saylak.
Konusunu direk Puhu Tv'den kopyalayıp yapıştırıyorum merak edenler için.
Emekli bir adliye memuru olan Agâh Beyoğlu, İstanbul’un en kalabalık ve hareketli semti Beyoğlu’nda yalnız ve münzevi bir yaşam sürdürmektedir. Kızı yurtdışında yaşamakta, eşi ise yıllar önce vefat etmiştir. Agâh’ın bu tekdüze yaşantısı, kendisine konan Alzheimer Başlangıcı teşhisiyle altüst olur. Hastalığından ötürü er geç bütün anılarını unutacaktır. Bu gerçek karşısında başta bocalasa da Agâh, unutmanın bir fırsat olduğunu fark eder. Yıllardır planladığı ancak sürekli ertelediği bir cinayeti işlemek için bir fırsat! Nasıl olsa işleyeceği bu suçu gelecekte hatırlamayacak, hatırlamayacağı için de vicdan azabı çekmeyecektir. Bunun yanında cinayet büro amirliğindeki tek kadın polis olan Nevra, üzerindeki baskılar yüzünden istifanın eşiğine gelmiştir. Ancak Agâh’ın aldığı cinayet kararı, Nevra’nın hayatını da tamamen değiştirecektir.
Bence kesinlikle izlenmesi gereken dizilerden biri. Ben çok beğendim ve devamını merakla bekliyorum.

A SUNNY DAY


Sizi spotify listeme bekliyorum arkadaşlar. Kendi kendime müzik keşfediyorum ve sadece ben dinliyorum olmaz böyle. Siz de yararlanın. Güzel müzikler keşfetmenize yardımcı olayım diyorum. Tabi müzik zevki fazlasıyla kişisel. Dolayısıyla benim dinlediğim şarkılar size hitap eder mi bilmiyorum fakat yine de şuraya bırakıyorum listemi. Bahar geldi ve benim müzik dinlemeyi en çok sevdiğim zamanlardayız. En sevdiğim mevsimi en sevdiğim şarkılarla süslemeliyim. Umarım hoşunuza gider. Siz de benimle sevdiğiniz şarkıları paylaşın. Özellikle ilginç ama sakin melodiler dikkatimi çekiyor. Ve genelde kadın seslerini tercih ediyorum.

Umarım tavsiye ettiğim film ve diziyi izlersiniz. Yorumlarınızı merak ediyorum. Lütfen görüşlerinizi benimle paylaşın ve en sevdiğiniz şarkıları yorumlarda belirtmeyi unutmayın. Müthiş bir gün geçirmeniz dileğiyle, hoşçakalın.

24 yorum:

  1. Adsız4/28/2018

    Shape Of Water oldukça merak ettiğim bir film, dediğin gibi bayağı yankı uyandırdı gerçekten. :)
    Haluk Bilginer'in ses tonunu çok seviyorum, Buz Devri'ndeki Diego'yu da o seslendiriyor. ^_^
    Keyifli bir yazı olmuş, emeğine sağlık! ^_^

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Diego’yu seslendiren o mu? Şuan fark ettim hiç anlamamıştım. Teşekkür ederim yorumun için. Mutlaka filmi de izlemelisin :)

      Sil
  2. Benim başlattığım bir etkinlikti bu bir film bir dizi bir müzik tarzında yazılar sınava hazırlanmaya başlayıp da dizi film izlemeye vakit bulamayınca askıya almıştım ama şimdi senin başlığını görmek çok hoşuma gitti yazın da gaaayet detaylı ve akıcı olmuş :)))) Şahsiyeti merak ediyorum sınavdan sonra inşallar :) Kendine iyi bak sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aa olabilir! Ben de bugün bloğun temasını değiştirirken eski yazılarımdan gördüm başlığı. Mim yazısıydı o da. Yeniden böyle bir sey yazayım dedim. Yazması ve okuması çok keyifli bir konsept. Sınavında başarılar diliyorum o halde. Sevgiler :)

      Sil
  3. The Shape of water filmini ilk başta sevmemiştim sırf meraktan izleyeceğim :D Bende bilmediğim konular hakkında anlatmamaya çalışırım daha önceleri çok çektim :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Herkese hitap eden bir film değil bence. Tarzı farklı olduğu için bazıları çok seviyor bazıları ise beğenmiyor. Ben filmi başarılı buldum ama kişisel olarak bana hitap etmedi. Haklısın valla ama olsun böyle böyle öğreneceğiz yazmayı.

      Sil
  4. gelirim yine dee, shape of water ve toro, oskar tahminlerinde, tek adayımdı, bloglarda anket olmuştu, ikisi de kazandıııı :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben genel olarak başarılı buldum zaten baya herkes tarafından beğenilen bir film oldu. Ama tarz olarak beni çeken bir film değil. Ben daha gerçekçi hikayeleri ağır dramları tercih ediyorum.

      Sil
  5. Haluk Bilginer,sağlam oyuncudur.Dizisine bir bakacağım :) Teşekkürler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de çok seviyorum kendisini. Bu dizide oyunculuğu beni baya şaşırttı. Özellikle beden dilini çok iyi kullanıyor.

      Sil
  6. müziklerine gelcem yine, dinlerim hepsiniiii :) şahsiyet bilmiyom iyidir herhalde tabii bilginer haklısın. şeyp de evet iyiydi ama masal haklısın tabii, gerçekleri çok insan sevmez kii :) film dizi eleştirisi de yap nolcak yaaa, ne güzel işte detaylı doktora tezi gibi yazıyon yanii :) kim ne derse desin boşver yaa :) sinema içinse bikaç sinema kitabı okumak iyi olabilir bak, iyi kitaplar var tabikidee :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sinema alanına bilimsel açıdan yaklaşabilecek bilgiye sahip olmayı çok isterim tabi. Bu konuda makaleler ve kitaplar okumaya çalışıyorum. Bazen sıkılıp yarıda bırakıyorum ama bana da genel kültür oluyor. Filmleri izlerken başka bir gözle bakmamı sağlıyor. Kendimce yorumlamaya çalışıyorum Deep. Umarım sizin hoşunuza gidiyordur benim için önemli olan bu.

      Sil
  7. Diziye bakacağım, herkes yerlere göklere koyamıyor.
    Bu arada yeni temanı güle güle kullan :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Mutlaka bakmalısın. Senin dizi hakkındaki yorumlarını merak ediyorum.

      Sil
  8. Filmi çok sevmemiştim ben. Ama diziyi merak ediyorum. Daha seyredemedim bir türlü.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Filmin tarzı biraz farklı olduğu için herkese hitap etmiyor. Dizi kesinlikle alışık olduğumuz Türk dizilerinden farklı. Bu nedenle öneriyorum.

      Sil
  9. İzlediğim dizi bitince Şahsiyet dizisine bakacağım. Paylaşım için teşekkürler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunuz için teşekkür ederim. :)

      Sil
  10. Şahsiyet'i ben de çok merak ediyorum kaleminize sağlık


    yazimbari.com

    YanıtlaSil
  11. The Shape of Water çok abartılacak bir film değildi evet ama diğer Oscar adayı filmlerin içinde en dikkat çekici olanı olduğu için seçildi tabi... Konu itibariyle baya farklı bir film. Aslında başroldeki kadının açısından bakınca biraz hak vermedim de değil kendisine ;) Fakat bence Oscarı Three Billboards Outside Ebbing Missouri de alabilirdi... -N

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Düşüncelerinize katılıyorum. Oscar konusunda benim kafam çok karışıyor. Bana göre birçok film bu ödülü almalıydı fakat bizim göremediğimiz başka bir şey görülmüş galiba bu filmde.

      Sil
  12. Türk insanımız, her konuda olumsuz eleştiri yapmayı ve ön yargıyı çok seviyor! Film, birkaç Oscar ödülü ve adaylığına sahip ama gel gör ki aylarca emek harcanan bir film için kolayca yorum bölümünden berbat, iğrenç, zaman kaybı gibi şeyler yazılabiliyor...

    Filmi seyretmedim ama bu Oscar ödülleri zamanı oldukça karşıma çıkmıştı. Şimdi sizin yazınızla bir kez daha karşıma çıktı ve yeniden hatırlama fırsatım oldu. Kesinlikle bir ara izlemeyi düşünüyorum. Konusu bana oldukça ilginç geldi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Düşüncelerinize katılıyorum. Sırf anlamadığınız ya da sizin tarzınıza hitap etmediği için bir filme ya da herhangi bir esere iğrenç demek oldukça yanlış. Bu tarz yorumları ciddiye almıyorum şahsen. Mutlaka izlemenizi tavsiye ediyorum o halde. Yapı itibari ile diğer filmlerden farklı olduğunu söyleyebilirim. İlginizi çekecektir muhakkak.

      Sil