UÇURTMA AVCISI

by - 4/14/2017



Bugüne kadar asla kitap okurken duygulanıp ağlamadım ama bu kitap beni başından sonuna kadar her satırında hüngür hüngür ağlattı. Bu nedenle bu kitap hakkında biraz konuşmalıyız dedim.

Uçurtma Avcısı, Khaled Hosseini adlı yazarımızın ilk kitabıdır. 2003 yılında yayınlanmış ve oldukça başarılı bir işe imza atıp çeşitli ülkelerde çok satanlar listesine girmiştir. Bu kitabı bu kadar başarılı yapan neydi? O dönemin siyasi durumuna baktığımızda kitabın kurgusunda da geçen bir Afganistan dramı mevcuttu aslında. Medyadan yalnızca bombaları, patlayan evleri, dağılmış sokakları görüyorduk. Gerçi ben o sırada baya küçüktüm ve bütün bu olanları anlamakta güçlük çekiyordum fakat o mahvoluş tablosu hala gözlerimin önüne geliyor. Dolayısıyla insanların kalbine dokunan ve o yıkılmışlığa değinen sahneleri barındırmasıyla Uçurtma Avcısı Amerikan yayın evlerinin gözdesi olmuştu. Çünkü insanlar asıl Afganistan'ın neye benzediğini ve o bombaların arasından kayıp giden hayatların ne derece önemli olduğunu bilmiyordu. Daha da ötesi orada yaşayanların da bir insan olduğundan habersizlerdi. Çünkü medya ve hükümet tarafından terörist, müslüman algılarıyla kör olmuşlardı. Bu bakış açısını kıran ve trajik hikayesiyle herkesi tek bir kalpte buluşturan Uçurtma Avcısı o zamanlarda oldukça gözde bir kitap haline geldi. Bugün Orta Doğu'da mahvolan hayatlara benzer bir hikayeye sahip aslında. Onları anlatacak ve bizi derinden etkileyecek bir yazar daha çıkar mı dersiniz? Bilemiyorum.

O dönemin siyasi durumunu bir kenara bırakıp kitabın içeriğine döndüğümüzde, hikayenin olağan bir şekilde başladığını görüyoruz. Yaşadığı yerde hatırı sayılır ve güçlü bir babanın oğlu olan Emir ve babanın küçüklükten beri arkadaşı, şimdi de hizmetçisi olan Hazara kökenine sahip Ali'nin oğlu Hasan. Bu iki karakterin arasındaki ilişkiye yoğunlaşarak Afganistan'ı ve çevresindeki hayatı anlamaya çalışıyoruz. Bu noktada kültürümüzün büyük benzerlikler taşıdığını fark ettim. İslamiyetin etkisi büyük elbette fakat Türk örf ve adetlerine benzeyen gelenekleri de gözden kaçırmadığımı itiraf etmem gerek. Bundan dolayı tuhaf bir yakınlık hissettim karakterlerle ve hayatlarıyla.


Hasan ve Emir çocukluktan beri aynı evde büyüdüklerinden derin bir arkadaşlığa sahipler. Fakat aralarında statüden kaynaklı bir mesafe de bulunuyor. Hasan Emir'in kahvaltısını hazırlayıp, kıyafetlerini yıkıyor. Sobasını yakıp onu rahat ettirmek için her sabah erkenden kalkıp işlerini yerine getiriyor. Fakat bunu yapmak zorunda olduğu bir iş olarak görmüyor. Hasan Emir'e büyük bir sevgiyle bağlı. Onu arkadaşı hatta kardeşi olarak görüyor. Dolayısıyla yapmış olduğu işleri arkadaşını rahat ve mutlu ettirmek için gerçekleştiriyor. Bu ilişkiyi okurken bir insanın başka birini bu kadar çok seviyor olması imkansızmış gibi geliyor kulağa. Fakat Hasan'ın Emir'e duymuş olduğu o hayranlık ve sevgi oldukça gerçekçi. Bu durum beni duygulandıran bir unsurdu. Çünkü sevginin hayatımdaki yeri büyüktür. Bir insanı gerçekten kendinden vazgeçecek kadar sevmek çok büyük bir hediye aslında. Şu zamanda hepimiz bundan kaçınıyor ve bunun kötü sonuçlar doğuracağını düşündüğümüz için tüm soğukluğumuzla hayatımıza devam ediyoruz. Oysa ki bir başkası için canını vermek, canından vazgeçmek bambaşka bir boyut, bambaşka bir derinlik...

Hasan ve Emir'in arasındaki ilişki 1975 yılında gerçekleşen bir olayın sonucunda korkunç bir şekilde bozuluyor. Ben bu olayı okurken o kadar kötü oldum ki kitaba devam edemedim, kenara kaldırdım. Üzerinden neredeyse 1 yıl geçti şimdi elime aldım ve bir günde bitirdim geri kalanını. O bölümü yeniden açıp okumadım bile. Bu tarz olaylar beni çok etkilediği için okurken çok kötü olmuştum. Ağlıyorum, üzülüyorum. Kendime bunun bir kurgu olduğunu hatırlatsam bile bu tarz olayları yaşayan çocuklar olduğunu bildiğim için üzüntüme engel olamadım. Spoiler vermemek adına konunun o kısımlarına hiç girmiyorum.

Emir'in babasıyla olan ilişkisi ise bana Türk toplumunu hatırlattı. Güçlü ve başarılı bir baba ve babanın istediği kadar güçlü olamayan bir oğlan çocuğu var elimizde. Dolayısıyla baba sürekli oğlandan utanıyor ve erkek adam gibi davranamadığı için çocuğu suçluyor. Emir ise babasına ve yaptıklarına hayran bir çocuk. Onun gibi olmak istese de olamayacağını biliyor. Bundan dolayı bir eziklik taşıyor ruhunda. Erkek adamın ilgilenmesi gereken futbolla lgilenmiyor, dövüşmüyor, hiçbir şeye ilgi duymuyor. Şiir yazmak, kitap okumak dışında. Bu tarz şeyleri bir erkeğin yapıyor olması tuhaf karşılığından Emir'in babası sürekli oğlu hakkında söyleniyor. Öte yandan Hasan ise sessiz olmasına karşın hakkını savunan, erkekliği ilgilendiren olaylarla ilgili bir çocuk. Bu nedenle Emir'in babası ile Hasan'ın arası daha iyi. Bu ilişkiyi kıskanan Emir hıncını sürekli Hasan'dan çıkartıyor. 1975 yılında gerçekleşen olayın ardından Emir Hasan'la ve babasıyla daha fazla yüz yüze kalmak istemediğinden bir oyun çevirip onları evden kovmaya çalışıyor. Ve istediği şey öyle ya da böyle gerçekleşiyor ve Hasan'la Ali evden ayrılıyorlar. Hikayenin bu noktasından sonra işin içine Afganistan'ın siyasi durumları da giriyor. Yavaş yavaş yabancı güçlerin işgali ve halkın huzursuzluğu gözler önüne seriliyor. Bundan dolayı Emir ve babası Afganistan'dan kaçıp Amerika'ya yerleşiyorlar. Orada kendilerine bir hayat kurmaya çalışıyorlar.


Hikayenin geri kalanını anlatmayı ve özetlemeyi doğru bulmuyorum. Bu nedenle burada hikaye anlatma kısmına son verip kitabı alın ve geri kalanını okuyun diyorum. Hasan ve Ali'ye ne oldu? Emir ve babası Amerika'da bir hayat kurabildi mi? Afganistan'ın durumu insanların hayatlarını nasıl etkiledi? 1975'de gerçekleşen ve herkesi birbirinden uzaklaştıran bu olay ne? Hikayenin bu kısmından sonraki olaylar dolaylı yoldan 1975'de yaşanan şeyle ilgili olduğundan anlatırsam spoiler kısmına girebilirim. Bu nedenle hikayenin giriş kısmını anlatıp sizi Uçurtma Avcısı ile baş başa bırakıyorum.

Bu kitabı gerçekten çok beğendim. Daha önce çok duymuştum adını, herkes önermişti. Fakat şimdi elime alıp okuyabildim. Gerçekten yapılan bütün övgüleri hak ediyormuş. Tabi klişe olan tarafları ve abartılmış noktaları var. Fakat ben bu kitabı okurken bu tarz hayatlar yaşayan çocukları düşündüğümden daha çok etkilendim. O savaş alanında bir yaşam sürdürmeye çalışan çocuklar... Yazık gerçekten. Onca hayatın bombaların sisi ardında kaybolmuş olması çok üzücü. Savaşları bu nedenle hiç sevmiyorum. Olan çocuklara oluyor.  Masum hayatlar acı çekiyor hep. Umarım gelecekte birgün yok olur savaşlar ve ölen insanlar.

Uçurtma Avcısı kitaplığımdaki özel yerini almış oldu. Ve benim favorilerim arasına girdi. Aranızda hala okumamış olanlar varsa mutlaka okumalı ve bu tarz savaşları anlatan kitapları da araştırmalı. Çünkü ben öyle yapacağım ve yakın tarihte olanları daha iyi anlamaya çalışacağım. Umarım faydalı olmuştur kitabı merak edenler için. Hepinize iyi okumalar!


BU YAZILARA DA BAKMALISIN!

8 yorum

  1. Yanıtlar
    1. Onu da izleyeceğim mutlaka.

      Sil
  2. Dikkat çekici bir kitapmış. Sen de güzel yorumlamışsın. :)

    YanıtlaSil
  3. Bu kadar duyguyla özetlediğin için yarın internetten alacağım Eda kızım. Ben aynı senin gibiyim. Sevmenin kendinden vazgeçecek kadar güçlü olanı bana göredir. Öyle severim. Merak ettim kitabı ve sonunu. Sağ ol önerin için. Sevgiler Eda'cığım :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok güzel bir kitap Ece abla, mutlaka okumalısın. Ben seveceğini düşünüyorum, umarım öyle de olur. Sevgi dolu dolu yaşanmalı eksik olunca tadı çıkmıyor bence.
      Sana da sevgiler :))

      Sil
  4. 1 adet Oscar ödülü kazanan filmi de oldukça etkileyiciydi. Kitabı yorumlaman gayet güzel. Hislerini ve samimiyetini okuyucuya çok güzel aktarmışsın. Ayrıca izleyicilerine katıldım. Bloguma bekliyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mutlaka filmine de bakacağım. Teşekkür ederim yorumun için bloguna uğrayacağım :)

      Sil