DİZÜSTÜ EDEBİYAT

by - 2/20/2017


Pardon biri edebiyat mı dedi? Canım o şu köşeye diz çökmüş kan ağlıyor galiba, bilemedim. Allah aşkına kendinize gelin ya! Bu ne, güzel ablam bu ne? Bu nasıl bir kitap lan?

Şimdi birazcık zamanı geriye saralım ve olayı anlamlandırmaya çalışalım. Gündemin gerisinden giden biri olduğum için dizüstü edebiyatın popüler olduğu zamanlarda bu akımın örneklerini okumaya yeltenmedim hiç. Nasıl bir şeyle karşılaşacağıma dair fikrim vardı çünkü. Etrafımdaki insanlar bayıla bayıla okurken ben yargılarımla savaşıyordum. Bunun sebebi de özgün tarzların çıkmasını bu kadar desteklerken dizüstü edebiyat terimine karşı olan soğukluğumdu. Özellikle klasik edebiyata bayılan  ve realizmin öncülerini raflarıma dizmiş olmam katledilen cümlelere ve üsluba karşı beni doldurdu. Ama buradan yeni olan her şeye karşı çıktığım ve o gerici kafaya sahip olduğum çıkarılmasın. Aksine gözlüklü entellerden çok daha farklı bir noktadayım. Fakat dizüstü edebiyat adı altında çıkarılan kitapların farklı bir edebi akımı oluşturduğunu düşünmüyorum. Belki etkiye tepki olarak doğmuştur. Tüm o sıkıcı ve abartılmış dille yazılan kitaplara bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Fakat bu tarz kitaplar zaten var ve büyük kısmı yeraltı edebiyatında yer alıyor. Yani... Demek istediğimi anladınız sanırım. Bu kitapların edebi hiçbir yanı yok ve edebiyat olmayan edebiyat diye adlandırılsa daha doğru olurdu. Neyse biz yaşadığım olaya dönelim.

Geçenlerde sevdiğim ve blogda da yer verdiğim Girls dizisinin senaristi olan Lena Dunham'ın kitabıyla karşılaştım. Onu almışken raflarda denk geldiğim "Türk Kızının 50 Tonu" kitabını da aldım. Kadını merkeze alan ve kadına karşı yürütülen toplumsal yargılara değinen kitapları okumak istiyordum bu ay. Yazdığım yazının da odağı bu olduğu için beslenmem gereken konu buydu. Ne kadar değişik tarzda ve üslupta yazılmış kadın üzerinden kitap varsa okumaya başladım. Elime Pinkfreud'un kitabını aldığımda ön yargılarım beni suçluyordu. Niye bu kitabı aldın diye beni içten taşa tutmuştu. Ama almıştım yani ne yapalım. Okumaya başladıktan sonra sanırım üç sayfa falan dayanabildim. Gözlerim kanamaya başladığı için kitabın kapağı asla bir daha açılmamak üzere atıldı bir kenara. Gerçi salaklık bende ismini gördüm ve direk herhalde kadınlar üzerinden önemli noktalara değiniyor diye düşünerek aldım. Hiç arka kapağını falan okumaya bile yeltenmedim. Acelem olduğundan gördüğüm gibi attım çantaya. Bu yazının yan fikri neymiş, asla araştırmadan kitap almayın arkadaşlar.

Kitapta kullanılan sohbet eder gibi anlatma tekniği, birbirine asla bağlanmayan cümleler, bir bütün oluşturmayan paragraf ve paragraflar topluluğu... Nasıl lan? Okurken tepkim bu oldu. Editörler kontrol etmedi mi bu kitabı? Yoksa kitabın tarzı mı bu? Belki ben malım, alt metni anlayamadım. Ya da dayandığı bir alt metni olmadığı için bokum gibi kitap olmuş. Pardon, bence bokum daha havalı. Niye bu kadar eziyorum bu kitabı kısmına gelirsek, çok satanlar arasında çünkü. Bir kitabı illa size bir şey öğretsin diye okumazsınız, evet. Ama her kitabın savunduğu bir görüş, bir felsefe vardır. Her kitap bir insandır ve yeni biriyle tanışmak size ne katıyorsa kitap da aynı şeyleri katar. Bomboş bir insandan aldığınız fayda neyse bomboş bir kitaptan aldığınız fayda da odur. Yani fayda skalanız eksilere düşer. Kitabın sonunu getiremediğim için ne tür önermelere sahip, neleri okuyucuya ister istemez benimsetiyor, nelere kırmızı ışığı doğrultuyor, neleri zorunlu kılıyor, neleri baskıyla okuyucuya yöneltiyor bilemiyorum. Yani okuyan kişinin psikolojisini ve bilinçaltını nasıl etkilediği hakkında yorum yapamıyorum. Ama yani, onun da cevabı belli değil mi?

Anlatmaya çalıştığım şeyi eleştirenler; lütfen kitabı sonuna kadar okumadan yorum yapma, üç sayfa okuduğun şeyden genele sallama, edebi dili yok diye kitabı kötüleme vb. cümleler kullanmasın lütfen. Özellikle kitabı edebi bir dil kullanmadığı için eleştirmediğimin altını çiziyorum. Kitabı kitap olmadığı için eleştiriyorum. Edebiyat kısmına hiç girmiyorum, değmez.

Twitter ve blog fenomenlerinin götünden zorla çıkararak kaleme aldıkları bu eserlerin çok satmasının nedeni ise elbette samimiyet. İletişim kurdukları kişilerle olan samimiyeti, paylaştıkları göz ardı edilemeyecek kadar önemli. Benim isteğim, madem bu insanlar böyle bir etkileşimi kurmayı başarabilmiş o halde bu etkileşim sayesinde yararlı işlere yönelsinler. Çünkü karşınızdaki kitlenin büyük bir çoğunluğu fikrini, karakterini yavaş yavaş oluşturmaya çalışan kişilerden oluşuyor. Hal böyle olunca siz onlara ne verirseniz onlar da onu alıp kullanıyor. Buna dikkat etmek gerektiğini düşünüyorum. Özellikle etkileşim halinde olan insanların. Fakat bu tabi ütopik bir durum. Herkesin gözü popüler olmakta ve para kazanmakta. Özellikle Pinkfreud'un bir zamanlar yaşamış olduğu twitter kavgasına internetten denk geldiğimde bu düşüncem netleşmiş oldu. Çok yazık bir hiçten ibaret olup daha fazlasını barındırdığını ispat etmeye çalışmak. Ve bunu da ondan beslenen insanların sayesinde yapmak...

Benim elim bundan sonra asla dizüstü edebiyat adı altında yayınlanmış kitaplara gitmeyecek. Bence siz de kendi içinizde ölçüp tartın ve bu kitapları almaya öyle karar verin. Umarım deneyimlerim sizin için faydalı olmuştur.







BUNLARA DA BAKMALISIN!

11 yorum

  1. Ooo çox sərt bir eleştiri olmuş :) Amma "kitabların, əsərlərin mütləq oxucuya bir şey qazandırmalı" fikrinizə sonuna qədər qatılıram. Postmodern ədəbiyyatın sadəcə insanları söz oyunları ilə əyləndirmək məqsədilə yazılan bəzi nümunələrini heç cür qəbul edə bilmirəm buna görə də. Dizüstü ədəbiyyat terminini burdan eşitdim ilk dəfə. Kaş ki, kitabdan bəyənmədiyiniz bir-iki cümləni örnək olaraq yazınıza əlavə etsəydiniz deyəcəm amma, anladığım qədəriylə kitabdan elə bir nifrət etmisiniz ki, ordan buraya nəsə əlavə edərək bloqunuzu kirləndirmək istəməmisiniz :) Hər zaman qarşınıza zövq alaraq oxuyacağınız gözəl kitablar çıxması diləyilə... Sevgilər...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumun için teşekkür ederim. Kitaptan alıntı yapmaya gerek görmedim açıkçası. Ama isterseniz onu da ekleyebilirim. Benim zevkime uymadı ve kitaba bir editör olarak yaklaştığımda daha da nefret ettim. Bilmiyorum siz okuyunca ne düşünürsünüz...

      Sil
  2. Deneyimleriniz bizim için faydalı olacaktır. Araştırmadan kitap almak bencede yanlış..teşekkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kendi düşüncelerimi en açık şekliyle ifade etmeye çalıştım. Tabi sizin de deneyimleriniz ve yorumlarınız benim için önemli.

      Sil
  3. Çok sert ve yersiz bir eleştiri olmuş, ortada bir emek varken bok gibi göt gibi demek tuhaf, emeğe biraz saygı olmalı. Sevmemiş olabilirsiniz anlarım ancak hakaret farklı bir olgu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu konuda haklısınız elbette, ortada bir uğraş var fakat bir editör olarak kitabı incelediğimde üzerinde hiç uğraşılmadığını görebiliyorum. Bu nedenle olayın emek tarafını gözden kaçırdım.

      Sil
  4. pink freud daha önce iki kitabını okumuştum bunu okumadım. başka dizüstüler de okudum. şimdi, bu kitaplar elbette edebiyat değil, popüler kitaplar. yani hafif okunan eğlenceli kitaplar işte. yanii, okurken bakış açısı önemli burda. hani yazlık kumsalda çerez kitaplar olarak bakılabilir bu kitaplara. ciddiye alınacak değiller elbette. amaaa bak ne dicem, ya birgün kitap yazarsan ve dizüstünden kitabın çıkarsaaaa yaaaa :)))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben yazıyı edebiyat sınırları içine alıp eleştirdiğim için insanlara sert geldi tabi. Ama kitabın kar amaçlı ortaya çıktığını ve amacını da başarılı bir şekilde gerçekleştirdiğinin farkındayım. Kolay okunabilir olması da insanların hoşuna gidiyordur. Ben biraz tekniksel yaklaştım ama haklısınız. Belki de kendimi öyle bir ortamda bulacağım. Hayat bu hiç belli olmaz.

      Sil
  5. beautybeybinin blog kesif etkinliginden geliyorum sizi takibe aldım 😊 nesinblogu.blogspot.com

    YanıtlaSil