ZERO DAYS

by - 12/02/2016



Hayatımıza teknolojinin girmesi ile çoğu unsur değişti. Bazıları hayatımızı kolaylaştırmak üzere bir etki gösterse de bazıları da gizli negatif etkilere sahipti. Teknolojinin gelişim çağında negatif etkilerin sonuçlarını tam olarak saptayamadık ya da görmezden geldik. Bu nedenle odağımız daima kaosun arttığı yaşamımızı bir nebze olsun zamanın hızına yaklaştıran teknolojik uygulamalarda oldu. İletişimi, bilimsel gelişmeleri, bilgileri kolaylaştırması insanlık için oldukça önemliymiş meğer. Bunu ancak o teknolojik güce sahip olduğumuzda kavrayabildik. Peki ya o gizlenmiş negatif etkiler? Onlar ne olabilir ya da bizim hayatımızı negatif yönde nasıl etkileyebilir? Çoğu insan bu soruyu sormaktan kaçınır belki ya da bu soruyu sormak istemez bile. Ama "Zero Days" bu soruyu soranlar için yakın tarihte yaşamış olduğumuz bir olayı örnek olarak önümüze altın tepside sundu.



Teknolojiyi odak alarak oluşturulmuş kurgular, çekilmiş belgeseller her zaman dikkatimi çekmiştir. Bu nedenle içeriğine dahi tam olarak bakmadan filmin başlama tuşuna bastım. İlk dakikalarda neyi anlattığını tam olarak kavrayamadım. Böyle bir şeyin gerçekten yaşandığına dair bir fikrim de yoktu. Pek fazla gündemi takip etmiyorum zira. Fakat olay yavaş yavaş ayrıntısıyla ele alınmaya başlandıkça, kanıtlar tatmin eder bir biçimde seyirciyle buluşunca şaşkınlığımı gizleyemedim.


Filmin içeriğini anlatmak spoiler olmaz çünkü belgesel tarzında çekilmiş bir filmden söz ediyoruz. Belki içeriği hakkında bilgi sahibi olanlar da olabilir. Yine de izleyebilirsiniz olayın nerelere dokunduğunu görmek adına. Film dediğim gibi yakın bir tarihi konu alıyor. Özellikle teknolojinin yavaş yavaş dallanıp budaklanmasını, gelişimini ve farklı kombinasyonlarla kullanma amaçlarına değiniyor. Bunu da Amerika ve Ortadoğu arasındaki problemlerin üzerinden anlatıyor.



Teknoloji odaklı bir çağa girdiğimizde savaşlar, silahlar, politikalar da aynı paralellikle gelişim gösterdi. Dolayısıyla filmde de anlattığı gibi artık kimyasal silahların, teknolojik enformasyonların, siber saldırıların bulunduğu bir çağdayız. Algı olarak bombalar, çatışmalar, askerler kullanılarak bir savaş varmış gibi gösteriliyor. Bu da ekonominin bir parçası ve oynanması şart bir tiyatro. Ama bir devlete, bir halka asıl zararı bu şekilde vermek çok ilkel kaldığı için güçlü devletler ellerinde bulunan teknolojiyi kullanmak durumundalar. Peki bu teknolojiyi nasıl bir silaha çevirebilirler?



Teknolojinin tüm dünya için yeni bir gelişme olması, hukuki açıdan esnekleştirilebilir ve boşluklara sahip bir unsur haline gelmesini sağlıyor. Bu da devletler arasındaki anlaşmaların, kuralların gözardı edilebilmesini sağlar. Bugüne kadar yapılmış antlaşmalar, yazılmış kurallar ana hatları ile işgal etme, saldırma temasını içerdiği için teknolojik saldırılar bu temaya uymuyor. Bu da tüm o kuralların silikleştiği bir oyun tahtasının var olmasını sağlıyor. O halde güçlü olan kimse onun sözü geçer. Buna itiraz eden olursa sonuçları haritadan ve tarihten komple silinmek olur. Filmde bu tehdidi ve güç sahibi olan ülkelerin vicdansızlığını görebiliyorsunuz.



Kendileri için teknolojik,kimyasal gibi silahlar birer tehdit oluşturduğu için bunlara yalnızca belli ülkelerin sahip olmasına izin verildi. Bu izne sahip olmayan İran ve Amerika ile İsrail arasındaki anlaşmazsızlık detaylıca anlatılıyor. İran'ın şaşırtıcı bir biçimde gelişmesi, nükleer santral kurması özellikle İsrail'i rahatsız ettiğinden bunu engelleme çabaları içine giriyorlar. Fakat dediğim gibi belli başlı kuralların olması nedeniyle savaş açmak mümkün değil. İran'ı işgal edebilmek için bir gerekçeleri yok. Bu nedenle Bush Hükümeti siber saldırı düzenlemeyi planlıyor. Uzun çalışmaların ve istihbaratın ardından elde edilen bilgiler üzerine oluşturulmuş D.O veya halk arasında StuxNet virüsü İran'ın santrallerine bulaştırılıyor. Bu virüs diğer tüm virüslerden daha ileri seviyede ve yapısı itibariyle oldukça farklı kodlara sahip olması teoride iz bırakmamasını sağlayacaktı. Bu şekilde bu kodları yazanlar bulunamayacak, virüsü tespit edemeyecekler ve tüm kamuoyundan habersiz bir biçimde İran'ın gelecek için tehdit oluşturan teknolojisi büyük bir saldıraya uğrayacaktı. Hiçbir bomba, silahlama olmadan yıkılan santrallerin korkunçluğunu siz düşünün. Özellikle bunun neden olduğunu bulamayan mühendislerin ve bilim adamlarının çaresizliği daha da işleri karıştıracaktı.



Virüs bulaştı fakat istenilen tahribatı yapamadı ve virüsün varlığı algılandı. Herkes tarafından araştırılıp konuşulan bu saldırının kimin tarafından gerçekleştirildiği hala bilinmiyor. Resmi olarak kimsenin açıklama yapmaması ve üzerinde konuşmaktan kaçınması olayın ciddiyetini gösteriyor. Bu tarz siber saldırların yeni çağın yeni silahları olmasından fazlası var üstelik. Bu tarz saldırıları silahtan çıkan bir kurşuna benzetebiliriz. Bu kurşunun bir silahı bu silahların bulunduğu bir cephane ve bu cephaneye sahip koca bir birlik var. Güçlü devletlerin istediği an istediği ülkeyi ellerinde bulundurdukları teknoloji ile tüm ırkı, dini ve dili yeryüzünden silebilecekleri bir güçten bahsediyoruz. Bu nedenle İran olayın ardından yıllar sonra Amerika ile anlaşmak zorunda kalmış ve tehdit oluşturabilecek hiçbir projeye kalkışmamıştır. Ve biz yalnızca olayların çok küçük bir yanına şahit olduk. Arkasındaki korkunçluk ve ihtişam gözlerimizi kör edebilir.

Filmin anlattıkları, sunduğu kanıtlar, konuştukları kişiler olayın ciddiyetini gözler önüne seriyor. Bu nedenle mutlaka izlemelisiniz. Özellikle uluslararası ilişkilere meraklı biriyseniz çok beğeneceğinizi düşünüyorum. Size keyifli izlemeler.

BUNLARA DA BAKMALISIN!

2 yorum

  1. Güzel bir konusu varmış. İzlenir.

    YanıtlaSil
  2. Black Mirror biraz kurgusal yorumlama vardı ama bu docu-drama tarzı gibi geldi bana.

    YanıtlaSil